SÖYLEŞİLER


Bugün içinde bulunduğumuz coğrafyada; küresel güçlerin ve yayılmacı odakların da dolaylı desteğiyle, eğitimden basına kadar geniş bir ağ üzerinden bir “dinci kültür” yerleştirilmek isteniyor. Dinsel değerlerin içine sokuşturulan bu biçimcilik, uydurmalar ve gelenekler; aslında inancın gerçek özünü aşındırmakta. Tarihsel sürece baktığımızda, bu durumun ilk örneklerini Emevîlerde ve sonrasındaki tüm siyasal dinci yönetimlerde gözlemlemek mümkündür.

Siyasal yapılar, toplumları etkilemek için sıklıkla kaygı ve korku işleyişini kullanır. İnsanları açlıkla, yoklukla ya da geçmişin güç günleriyle korkutarak etkileme, ikna çabası, en eski bir yanıltma yöntemidir. Kutsal metinlerde; insanın en büyük sınavı, “ölümsüzlük” ve “sonsuz bir saltanat” tutkusuyla aldatılmasıdır.

Kutsal kitapta, şeytan da, Hz. Âdem’i bu yolla aldatmıştır:

“Derken şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: ‘Ey Âdem! Sana ölümsüzlük ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?’” (Tahâ, 120)

İşte Orta Doğu’da binlerce yıldır süregelen çatışmaların, dökülen kanın ve yaşanan haksızlıkların temelinde, insanoğlunun bu geçici dünyadaki güç tutkusu yatmakta. Bu amansız iktidar hırsına ve hamasete bugün “siyasal dincilik diyoruz.

Bilmeliyiz ki, içtenlikle inanan insanlara ve dindarlık kavramına en büyük zararı yine bu siyasal dinci anlayış verir. Bu yapı içerisinde her kurum ve birey, hurafelerle kuşatılır; bilim, bilgi, estetik, sorgulama ve sanat gibi insanlığı yücelten değerler geri plana itilir. Bu anlayışın temsilcileri; her ne kadar belli güç odaklarını arkalarına alsalar da, özgün düşünce üretme ve entelektüel derinlik sağlama konusunda yetersiz kalır bir adım öteye gidemez.

Bölgede gittikçe yaygınlaşan selefi ve tekfirci yaklaşımlar, kendisi gibi düşünmeyen herkesi inançsız ilan ederek toplumsal barışı zedelemektedir. Adalet, hukuk ve bağımsız olması gereken kurumlar siyasetin birer aracı biçimine getirilmekte; makamlar, eşyalar ve simgeler amaç dışı şekilde kutsallaştırılmaktadır.

Büyük düşünür Mehmet Âkif’in şiirlerinde söz ettiği “putlar“, tam da bu durumu işaret eder. Âkif’in anlattığı put, yalnızca taştan bir nesne değil; insanın gururunu, hırsını ve elindeki gücü tanrılaştırmasıdır. Kişinin kendisini her şeyin üzerinde görmesi ve yanılmazlık savı, günümüz dünyasının en büyük putudur.

Siyasal dinci anlayış, her koşul ve zamanda; devlet ile inancı özdeşleştirerek “iktidar giderse din de elden gider” savını ileri sürer. Bu bakış açısına göre; yönetime destek vermek dindarlık ve yurtseverlik, eleştirmek ise ihanet veya inançsızlık olarak kodlanır. Olağan bir demokratik süreç olan seçimler, bu anlayışta bir “varoluş” (beka) savaşına dönüştürülür.

Çağdaş demokrasilerde siyasal tercihler ve değişimler doğal bir akışın parçasıyken, Orta Doğu tipi bu anlayışta itiraz eden her ses “öteki” veya “yabancı odakların uşağı” olarak damgalanır.

Sonuç olarak; insanı ve aklı merkeze almayan, gücü kutsayan bu anlayışın insanlığa sunabileceği bir gelecek vaadi yoktur. Bunun en somut kanıtı ise ne yazık ki bin yıldır büyük acılar çeken İslâm dinini benimsemiş Orta Doğu coğrafyasının güncel tablosudur.

Cem BAYINDIR


Yorum bırakın