GÜNÜMÜZ TÜRK KÜLTÜRÜ

2017-01-20
-Her şey incelikten, insan kabalıktan kırılır-

Fatih Sultan Mehmet, Latince, Yunanca, Farsça bilen, “Avni” mahlasıyla şiirler bir padişahtı. Onun için, “eğer dünyanın en önemli padişahlarından biri olmasaydı, belki de, kendisinden, dünyanın en önemli şairlerinden biri denilebilirdi” diyen eleştiriler yapılmıştır.

“Kevseri anmaz ol içdügi mey-i nȃbı içen
Mescide vazmaz o vardugı kilîsȃyı gören
Bir Firengî kȃfir oldugun bilürdi Avniyȃ
Bilün ü boynunda zünnȃr ü çelîpȃyı gören”

Fatih’in yukarıdaki şiirine yakın sözleri bugün biri yazsa büyük olasılık dinsizlik ile suçlanır, özellikle yeni Osmanlıcılarca hedef gösterilirdi.

Büyük savaşlar, fetihler yapan II. Murat, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim şiire, sanata da büyük önem verirlerdi…

Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail için yazdığı, bu her açıdan övgüye değer şiiri de onun sanat bilgisinin kanıtıdır:

“Sanma şâhım / herkesi sen / sadıkane / yâr olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyar olur
Sadıkane / belki ol / bu âlemde / dildâr olur
Yâr olur / ağyar olur / dildâr olur / serdar olur”

Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki Teşrifat Nizamnamesi (Tören Düzeni Tüzüğü) özenle uygulanmıştır.

Yine II.Bayezid de sanat ve kültür alanında iyi bir eğitim almıştır. Kardeşi Cem ile girdiği amansız savaşımın bir de sanatsal yönü vardır. Aşağıda iki kardeşin birbirlerine yazdığı dörtlüklerden ikisinin de yazın gücünü görmemiz olasıdır.

Cem Sultan Şiiri:

“Sen bister-i gülde yatasın şevk ile handan,
Cem hecr ile balin idine harı sebep ne?
Bu saltanat-ı dünya ola adle mukarın,
Hacc-ül Haremeynanı taleb kılsa acep ne?”

Sultan II. Bayezid Karşılık Şiiri:

“Çün ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize davet,
Takdire rıza vermiyesin böyle sebep ne?
Hacc-ül Haremeyn diyüben dava kılarsın,
Bu saltanat-ı dünyeviye bunca talep ne?”

III. Selim de, Suzi Dilara makamını bulan, yenilikçi ve Batı kültürüne de eğilimi olan bir padişahtı. Onun da yüzlerce bestesi, şiiri, ciddi nota bilgisi vardır.

Sultan Abdülaziz de şair, ressam ve bestecidir. Çok iyi derecede piyano, lavta ve ney çalar. Hem Türk hem de Batı Müziğinde ciddi besteleri vardır. “Invitation à la Valse”, “La Harpe Caprice”, “La Gondole Barcarolle” gibi piyano eserleri, Hicaz Hümayun Sirtosu, Şevkefza ve Muhayyer şarkıları sayılabilir. “Sisli Bir Denizde Yelkenliler” tablosunun Sultan Abdülaziz ile Ayvazovski’nin ortak yaptıkları bir yapıt olduğu da söylenmektedir.

Onun “Kerbela’ya Ağıt” adlı şiiri de aşağıdaki gibidir:

“Kuranı dini İslam’ı meta gibi sattılar
Ehlibeyti üryan büryan Şam’a esir ettiler
İnsanlığa reva olmaz böyle bir iş tuttular
Ümmet olmak böyle midir Peygambere
Hem ciğeri pareyi Fatıma, nuri çeşmi haydare”

Padişah Sultan V. Murat da, vals, quadrille, polka, galop dansı gibi formlarda birçok müzik yapıtı olan sanatçı kişilikli olup, bu bestelerine ilişkin el yazması notaları ve S.Érard piyanosu günümüze dek ulaşmıştır.

Günümüz Osmanlıcıların çok önem verdiği Sultan II. Abdülhamit, piyano çalan, batı müziğini seven “Alaturka güzeldir; ama daima gam verir. Alafranga neşe verir.” Sözünü söyleyen ve tanınmış İtalyan müzisyen Donizetti’ye marş hazırlatan bir kişiliktir.

Yine Sultan padişah Mehmet Reşat’ın Çanakkale üzerine yazdığı şiir de onun şiirde yetenekli biri olduğunu gösterir:

“Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden
Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden
Lâkin imdâd-ı ilâhî yetişip ordumuza
Oldu her bir neferi kal‘a-i pûlâd-beden”

Son Halife Abdülmecit resimler yapan, piyano çalan bir seçkin kişiliktir. Harem resimleri, insan bedenleri çizdiği çalışmaları bulunmaktadır.

Osmanlıların ve cumhuriyetin tüm ünlü kişileri, yoksul, çoğu da taşra kökenli olup, bunlar Türk ya da azınlık ailelerde de doğmuş olsalar, kendilerini geliştirmiş, yabancı diller, Batı klasikleri okumuş, öğrenmiş kişilerdir.

Mustafa Kemal Atatürk binlerce kitap okumuş, büyük çabalarla Fransızca öğrenmiş, edebiyat, geometri, tarih ve dil üzerine yazılar yazmış bir liderdi ve hemen her uluslararası görüşmede Batılı liderleri, bu kültürüyle, kendisine hayran bırakan bir inceliğe, görgüye sahipti.

İsmet Paşa da yoksul ve taşralı bir aileden gelen ama çok ciddi eğitim görmüş, dinini, dilini, tarihini iyi bilen genç yaştan başlayarak çok önemli görevler almış bilgili, görgülü bir aileden gelmiş kişiliktir.

Bugünkü meclis içindeki pankartları, sözleri, yumruklu kavgaların tersine, Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Rüştü Saraçoğlu, yakın tarihimizde de Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan gibi siyasetçiler en sert koşullarda bile, inceliği değer olarak kabul eden bir eğitim almış ve o eğitimden gelen, görgüye, geleneğe sahiptiler.

Çünkü Türkiye’de bir zamanlar, güzel konuşma yazma dersleri olur, güzel konuşmak, efendilik, kibarlık, incelik, zarafet gibi kavramlar, en önemli değer ölçüsü sayılırdı.

Günümüzde ise; seksen milyonu bulan nüfus, kötü bir eğitim sistemi, kültür ve sanatın ayaklar altına alınması, kitap, bilgi düşmanlığı ile bu durum terse dönmüştür. Eğitimde, siyasal amaçlar dışında bir tasa olmadığından, ne köy ne kent, ne batı ne doğu değerleri gelişmiş, sonuçta günübirlik, köksüz bir kültürün doğmasına etkili olmuştur.

Bu yeni kültürün neye benzediğini günümüz televizyonlarından, gazetelerinden, en çok izlenilen evlilik, tartışma, yarışma programlarından anlamak güç değil.

Bizim şimdiki yeni kültürümüzün en belirgin özellikleri dizilerdeki kirli sakallı, öfkeli, sert bakışlı, kaba sözcükler kullanan, çevresine dayılanan, efelenen külhanbeyliği.

Zaza Dayı, Karadayı, Polat Alemdar gibi bitirim kahramanlar varken kimsenin Huzur’daki Mümtaz; Yorgun Savaşçı’daki Yüzbaşı Cemil, Tutunamayanlar’daki Turgut Özben; Küçük Ağa’daki İstanbullu Hoca’yı, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ndaki hasta çocuğu andığı belki de bildiği bile yoktur.

Artık halkımız, hamaset yönü güçlü, yan bakana hemen hak ettiği yanıtı veren, öç alan, kavgacı, baskın delikanlıları beğeniyor. Onlarda kültür, eğitim, görgü, bilgi, incelik ise çok az aranıyor, hatta aranmıyor bile.

Beğenme ölçütünün değişmesinin; İsmet İnönü’nün, Halife Abdülmecit Efendi’nin, Atatürk’ün beğenilmemesinin bir nedeni de bu kültürel değişimdir.

Örneğin, I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan ve ezik Almanya’ya 1930’larda, hamaset ile o günün Alman ruhunu okşayan gücüne yönelmesi rastlantı değildir. Ama o gün ile bugünkü Almanya’daki demokrasi, hoşgörü ile o günkü uçuruma sürüklenmiş Almanya’nın kültürü ve değerleri asla kıyaslanamaz.

Sonuç olarak, yüzyıl başındaki Türk kültürüyle, bugünkü kültürümüzün ve değerlerimizin hiçbir ilgisinin olmadığını; bugunün yapay yeni Osmanlıcılık akımı ile gerçek Osmanlı devletinin ve onların küllerinden doğan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin değerlerinin hiç benzemediğini ve bunun da bugün topluma egemen olan akıl, bilgi, kültür, estetik, hoşgörü karşıtı düşünceden kaynaklandığını – içimiz acıyarak- söylememiz gerekir.

20 Ocak 2017
Cem BAYINDIR

KAYNAK:
Ömer Zülfü Livaneli -Gazete yazıları
Murat Bardakçı – Gazete yazıları
Halil İnalcık- Makaleler

“GÜNÜMÜZ TÜRK KÜLTÜRÜ” öğesine 2 yanıt

  1. Şeker Avatar
    Şeker

    Cem bey,

    Her yazınız ayrı ayrı güzel ve fikirlerimi dile getirir nitelikte. Elinize sağlık.

    İyi akşamlar.

    Liked by 1 kişi

    1. cemoka23 Avatar

      Çok teşekkür ederim ilginize. Teşekkür eder, sağlıklı, mutlu günler dilerim.

      Beğen

cemoka23 için bir cevap yazın Cevabı iptal et