CAVİT ORHAN TÜTENGİL

7 Aralık 1979 sabahı, İstanbul Levent’te dar bir sokakta, üniversitedeki dersine yetişmeye çalışan bir bilim insanı 12 kurşunla yere düşmüştü. Tetiği çeken kalleş ellerin kimlikleri herkesçe bilinse de “katiller” resmî kayıtlara “bilinmeyen kişiler” olarak geçecekti; yine cinayet dosyası uzun süre açık kalsa da zamanaşımına sürüklenecek ve devletin arşivlerinde kapatılacaktı ama belleğimizde “faili meçhul” aydın cinayetlerinin en simgesel halkalarından biri olarak hep duracaktı.
Cinayetin fotoğrafını babamın haftalık aldığı Milliyet Sanat dergisinin kapağında gördüğümden bu yana 46 yıl geçse de; yoksul bir köy çocuğunun, inatla ve emekle nasıl dünya çapında bir bilim insanına dönüşebileceğinin kanıtı olan Tütengil hocayı unutmamız olası değil.
Tütengil; 1921’de Tarsus’un Sebil köyünde doğmuş, ilkokulu köyde, ortaokulu Tarsus’ta okumuş, parasız yatılı sınavını kazanıp İstanbul Haydarpaşa Lisesi’ne gelmiş, kısaca o eli öpülesi kuşağın pek çok yoksul ama yetenekli genci gibi Cumhuriyet’in eğitim kanallarıyla yukarı doğru yol almıştır.
Haydarpaşa’dan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü, ardından da İktisat Fakültesi’ni bitiren Tütengil; bir ayağı felsefede, öteki ayağı iktisatta olan bu çift kanatlı eğitimle, hem düşünce tarihine hem de toplumsal gerçekliğe aynı anda bakabilen az kişiden biri olmuştur.
1953’te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji Enstitüsü’ne asistan olarak girmiş; akademik yaşamı boyunca sosyolojiyi, Türkiye’nin somut sorunlarına yönelen bir bilim olarak kurmaya çalışmış, doktorasını Montesquieu’nün siyasal ve iktisadi düşüncesi üzerine yazmış; Ziya Gökalp, Prens Sabahattin, Rıza Nur gibi adların yaşamlarını incelemiştir.
“Azgelişmiş Ülkelerin Toplumsal Yapısı”, “Azgelişmenin Sosyolojisi”, “100 Soruda Kırsal Türkiye’nin Yapısı ve Sorunları”, “Türkiye’de Köy Sorunu” gibi yapıtları, yalnızca akademik yazının değil, Türkiye’de toplumsal bilimlerin kendini arayışının da temel taşlarına dönüşmüştür.

Tütengil, Türkiye’yi “bir geçiş ülkesi” olarak tanımlar. Ona göre bu geçişin pusulası Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünceleridir; Cumhuriyet’in aydınlanmacı birikimi, ne Batı öykünmelerine indirgenebilir ne de gelenek adına yadsınabilir. Gazi Atatürk’ün “Benim yapmak istediklerimi tamamlayınız” sözünü bir vasiyet gibi ciddiye alır; “Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak” kitabında, bu vasiyetin çağdaş Türkiye için ne anlama geldiğini, bilimsel bir soğukkanlılıkla tartışır. Gazetecilikle ilişkisi de yine sorumlu aydın çizgisindedir. Cumhuriyet gazetesinde uzun yıllar denemeler yazar; köşe yazılarını, günlük siyasetin kaba söz dalaşına teslim etmez. Yazılarında köylülük, göç, bölgesel eşitsizlikler, basın özgürlüğü, üniversitenin özerkliği, azgelişmişlik ve bağımlılık gibi konulara eğilir.
Aydın olmayı, bir söylem süsü değil, emek ve çekince gerektiren bir sorumluluk olarak görür. “Benden yarına kalacak olan namusluca yaşanmış bir yaşam, kitaplarım ve çocuklarım olabilir” diye not düştüğü sözü, onun yaşamını da ölümünü de özetler.
Cavit Orhan Tütengil’in aydın tanımı, bugün de yol gösterici niteliktedir. Aydın olmayı, bir dünya görüşüne sahip olmak, yarınlara ilişkin bir umut ve ülkü taşımak, kişisel çıkarlarını geri plana iterek yurt sorunlarına kafa yormak, bu sorunlara çözüm yolları aramak olarak tanımlar.

Aydın; kendi sınıfsal, mesleksel varsıllığını korumak için susan, görmezden gelen değil; tam tersine, bilgi ve birikimini toplumun geniş kesimlerinin yararına sunan kişidir.
Cinayet sonrasında soruşturma dosyasında adı geçen azmettiriciler, tetikçiler, yıllar sonra tanıklıklarda, resmî yazışmalarda birer birer ortaya çıkmasına daha önce pek çok öldürme ve yaralama suçundan sıkıyönetim mahkemelerinde aranmalarına karşın kimileri önce serbest bırakılmış ardından yurt dışına kaçmasına göz yumulmuş, kimileri de siyasette yükselmiş saygın makamlara kurulmuşlardır.
—————————————————————
Cavit Orhan Tütengil’i anmak bu yüzden de önemlidir; çünkü bu, tetikçileri, bu cinayeti planlayan karanlık odakları, dosyayı yok edenleri, suçluları koruyup kollayanları, her türlü cezasızlık düzenini yaratan anlayışı unutmamak için de gereklidir.
—————————————————————-
Tütengil’in kitapları kitaplığımda, üniversitelerde, kaynakçalarda bu ülkenin kırsal yapısını, azgelişmişlik sarmalını, basın tarihini anlamaya çalışanların masalarında duruyor. Köy Enstitüleri üzerine düşünceleri, bugünün eğitim tartışmalarına ışık tutmaya devam ediyor.
Hecetaşına kendi kaleminden seçilmiş bir söz de öyle:
“Dünyamızı güzelleştirmeye bakalım. Can dostların ölümünden sonra yaşamanın bedeli, dünyamızı güzelleştirme doğrultusundaki çabalardadır.”
Bu söz insanlığa yön gösteren bir ışık gibidir. O ışığı taşıyanlara, o ışığı çoğaltmaya çalışanlara bin selam; o ışığı söndürmek için onu sırtından vuran kalleş ellere, tüm karanlık düşüncelere de bir kez daha lanet olsun…

CEM BAYINDIR / 2025
Yorum bırakın