UTANMAK ÜZERİNE
Eskiden bu ülkede “utanmak” diye bir sözcük vardı.
Biri hakkında bir sav ileri sürüldü mü, ortada kanıt olmasa bile, adam koltuğunu bırakır aklanmak istediğini söylerdi. Çünkü koltuk ya da makam denilenin, kişisel mülkü değil, halkın olduğunu bilirdi.
Hata mı yaptı, zarara mı yol açtı, yasaya aykırı mı davrandı? Ya da öyle savlar mı çıktı? Toplumda, basında tartışmalar büyüdü mü?
Utanır, ar eder, sıkılır, çeker giderdi.
Güler İleri adında bir bakan, babasının ölüm ilanının parasını bakanlığa bağlı kurum ödedi diye istifa etmişti bu ülkede.
SHÇEK bütçesinden (ki bu işi Gökçek’in önce ayarladığı ve sonra basına verdiği savı da vardır) ödenen bir “taziye ilanı” yüzünden günlerce manşetlerden inmeyen Tokat vekili İleri hakkında bir de dönemin özel televizyonu Startv, bakanın çocuğunu makam arabasıyla okula bıraktığını ileri sürünce; Bakan Güler İleri bu savlar karşısında hiç uzatmadan; ilan parasını kuruma geri vererek koltuğu bıraktı. Siyasal yaşamdan çekildi, gitti, eczacılığa döndü.
Özdemir Özok, bir avukat, barolar birliği başkanlığı yapmış bir hukuk insanı, Maraşlı.
O da, Anayasa Mahkemesi üyeliğini, o tarihte bağını çoktan kesmiş olsa da, geçmişte bir partiyle üyeliği bulunduğu için “hem dönemin cumhurbaşkanı Sezer’in yansızlığını hem de mahkemenin yansızlığını tartışmaya açar, devlet yıpratılır” diyerek reddetti.
Özdemir Özok; “görevi kabul etmiyorum, emaneti hiç almadan geri veriyorum” dedi ve ölene değin de bir ofiste avukatlığı sürdürdü.
Şimdi o iki tümceyi üst üste koyun:
– İlan parasından, istifa eden ve siyasetten tümden çekilen bakan.
– Anayasa Mahkemesi’ni tartıştırmamak için kimsenin eline geçmeyecek fırsatı elinin tersiyle iten hukukçu.
Sonra da bugün çevrenize bir bakın.
Bakan, vali, bakan yardımcısı, rektör, genel müdür, daire başkanı, federasyon başkanı, hakem kurulu başkanı, hakem, gözlemci, savcı, hakim, profesör, gazeteci aklınıza her kim gelirse 25 yılda bir istifa duydunuz mu?
Sıfır evet sıfır.
Bir zamanlar, Tokatlı Güler İleri örneğinde gördüğümüz gibi, bir ölüm ilanının parasını yanlış hesaptan ödettin mi, bakanlığı bırakıyordun.
Rahmetli Özok gibi, gençliğinde bile bir partinin yanından geçmişsen yüksek mahkeme üyeliği, yargıçlık, savcılık yapmaktan utanırdın…
Hata büyüdükçe, pişkinlik de büyüyor. Çevresindekiler de uyarmıyor, ‘ne yapıyorsun sen, kendini bir akla’ diye, kanıksıyorlar belki de övünç bile duyuyorlar. Ahmet Haşim’in ‘O Belde’ şiirinde dediği gibi artık, “melali anlamayan nesle aşina değiliz.”…
Yitirdiğimiz en büyük değer utanma duygusu, çünkü insan ne denli çok şeyden utanırsa, o kadar onurludur.
Neyse uzatmayayım. Sözlerim ar damarı olanlar için geçerli, ötekiler hiç dikkate almamalı çünkü onların dilediklerini -hiç utanmadan- yapma hak ve özgürlükleri hep var…
Cem Bayindir / 1 Aralık 2025
Yorum bırakın