BİRVAN ve BAŞPINAR

Mart 2021

Tarih boyunca Keban’ın maden kenti olduğu denli su kenti olduğuna ilişkin de birçok kayıt var. Bunun nedeni Keban’ın dünyanın en büyük ırmaklarından Fırat’ın doğduğu yerde kurulmuş olması.

Çocukken, Keban’ın Kallar Mahallesi’nin Seftil Dağı’na en yakınında bulunan bahçemizin en alt sekisinde de bir su kaynağı bulunuyordu. “Garipler Çeşmesi” adındaki bu çeşmenin suyunun başta sıtma olmak üzere bazı hastalıklara iyi geldiğine inanılırdı.

Gerçekten de insanlık tarihi boyunca insanın kutsal gördüğü birçok şey olmuştur. Bunlardan biri de “su”.

Su, yalnız insan değil tüm canlılar için yaşamın temel koşulu, neredeyse her dinde, her inançta da kutsal olarak görülüyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi, onun önemi, yaşamın baş koşulu olması, yenileme, doğurma, yaşatma, iyileştirme gücü…

Tüm coğrafyalarda, savaşların, kavgaların, cinayetlerin nedeni de olan su, insan ve insanlık için vazgeçilmez.

Hemen hemen tüm dinlerde su, yenilenmenin, yeniden doğmanın, yaratmanın, arınmanın, kutsallığın, tanrısallığın ve ölümün simgesi olmuştur.

Doğanın içinde var olan her şeyin yaşamını sürdürmesi için başlıca gerekli madde sudur. Bu durum suya bir üstünlük sağlar ve bu zamanla da kutsallığa dönüşür, inançlara bağlı kültürel bir değer olur.

Öyle ki, tüm kutsal metinlerde ve mitolojide sudan sıkça söz edilir. Bu metinlere göre, kimi zaman su kaynağına kutsallık yüklendiği gibi, kimi zaman da kutsal sayılan kişilerin suyu kutsamış olduğunu görürüz.

Bugün bile önemini sürdüren örnekleri sayacak olursak, Hindistan’da Ganj Irmağı, Ürdün (Şeria) Irmağı, Fransa’da Lourdes kentindeki aynı adı taşıyan Lourdes suyu, Arabistan’da Zemzem suyu gibi…

Bunların hepsi ayrı din ya da inançlar için kutsal görülen sulardır.

Anadolu’da da birçokları suyu kutsal sayarlar. Tahtacı Türkmenleri her yıl 5 Mayıs gecesi gün ağarmadan köy yakınındaki sulardan yıkanarak yılın yorgunluğunu atar, Tunceli’de de insanlar Munzur Suyunda benzer bir ritüel yaparlar. Anadolu ozanları, suların akışını Ali’ye ulaşma çabasına bağlar.

Su arınma ve temizlenme aracı olduğu için, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Budistler, Hindular, Yahudiler’in inançlarında da kutsanmış sulardan söz edebiliriz.

İnsan doğduğunda kısa bir süre içinde yıkanıp temizlendiği gibi, öldüğünde de temiz suyla yıkanır.

Yine Müslümanlar namaz önceleri su ile abdest alırlar ve bedenlerinin belli bölgelerini su ile temizlerler.

Ben, Birvan köyüne sanıyorum ilk kez 20 yaşındayken bir “Başpınar Şenliği” için gitmiştim. İlk kez göreceğim bir köy olduğu için de pek heyecanlıydım. Şimdi biraz utanarak söyleyeyim ki, beni götüren Kebanlı ağabeylerin arabasının arkası tümüyle içki ve yiyecek doluydu ve orada da kalacağımız sürede rahatlıkla bir iki bira içebileceğimi düşünmüştüm.

Oysa Başpınar’ın önündeki araç kuyruklarından yer bulup bir yerde durup, o çeşmeye bakınca gördüm ki burası kutsal kitaplarda tanımlanan kutsanmış yerlerden biriydi ve insanlar son derece saygılı ve ölçülü davranıyorlardı.

Kurbanlar kesilmiş, insanlar aileleriyle kurban etlerini pişirip birbirine ikram ediyor, ocaklarda dev kazanlarda pilavlar pişiyor, tüm insanlar -deyim yerindeyse- bir çeşit ibadet ediyorlardı.

O sırada beni tanıyan köylülerin içten davetleriyle, kurban etinden, o şahane pilavdan yediğimi, o kutsal sudan içtiğimi çok iyi anımsıyorum. İşte Başpınar suyu ya da özgün adıyla “Ganiye Mezin” ile tanışmam ve etkilenmem o gün olmuştu.

Su kesinlikle insanı etkileyici bir görüntüdeydi. Değerli Midran Yokuş’un Keban gazetesindeki anlatımı gibi, başka hiçbir erkte olmayacak derecede, her dinden, her mezhepten, değişik görüşlerden herkesi burada buluşturma gücü vardı.

Yine Yokuş’un deyimiyle, Başpınar’dan miras kalan anlayışa göre, Birvan toprakları tüm bereketini her dilden, her dinden ve ırktan kalmış kültürel değerlerin ve olguların bileşiminden alıyordu.

Bundan birkaç yıl önce, uzun yıllar Baskil ilçesinde belediye başkanlığı yapmış Kemal Ulukent ile söyleşirken söz Birvan’dan açıldı. Kemal Ulukent, 1950’lerde köylerinde birinin hastalandığını, hastanın canının yanılmıyorsam meyve çektiğini, tüm yöre içerisinde meyvenin her çeşidinin yalnızca Birvan’da bulunduğu ve hastaya oradan yetiştirildiğini söylemişti.

Bu nedenle, Başpınar aynı zamanda bereketin de simgesidir.

Başpınar sözü, beynimde ilk gördüğüm günden beri hep aynı imgelerle canlanmıştır. Ulu ağaçlar, yeşillik bir alan, serin ve tertemiz bir su. O yeşil alanda birbirine içten sarılan yakınlar, köylüler, aileler, komşular bana tüm dünya insanlarının buluşma noktasına geldiğimi düşündürür.

Burada hiç kimsenin diline, dinine, inancına, toplumsal statüsüne bakılmaz. Türk, Kürt, Alevi, Sünni, tanrıtanımaz, inançlı artık önemini yitirir. Eğer bugün bu topraklarda eski komşularımız Rumlar ve Ermeniler bulunsaydı onların da burada yer alacağına emin olabilirdiniz.

Bir ziyaretimde, Birvan köyündeki ulu Başpınar’ın kaynağına dikkatli baktığımda, burayı yapan o eski insanların, ördükleri taşları doğaya saygı göstererek, uyum içinde dizdiklerini, bunun bir bilinç ve ustalık içerdiğini görmüştüm.

Bu yerin zamanla yıpranması doğal ancak buraya yapılacak her müdahalenin doğaya, çevreye, yeşile, berrak akan suya, ulu ağaçlara, yöre insanına uygun olmasını ilke edinmek gerekiyor.

Kaldı ki, Alevilik bir doğaya saygı inancıdır aynı zamanda. Doğanın parçaları olan toprak, dağ, ağaç, orman, su, çiçekler vb. saygı görür.
Doğanın kutsallığının söylencelerle yaşanması bilinen bir durumdur.

Yakın yöremizde de öyle değil midir? Piran dağlarında Sinemilli’de, Baskil Abdulvahap’ta, Keban Pir Hasan Türbesi’nde, Bingöl’ün Kaşkar tepesinde, Munzur dağında da bu kutsallık yok mudur?

Başpınar’ın bilginin, aklın, bereketin, hoşgörünün topraklarından, Birvan’dan doğmasının bir sırrı vardır kuşkusuz. Bu suyun kutsallığının, suyu içen, suya saygı gösteren Birvan insanına da yansıdığını rahatlıkla göreceksiniz…

Herkesin eşit olduğu, herkesin saygı ve sevgi gördüğü, herkesin karnının doyduğu, herkesin inancına, düşüncesine, kimliğine saygı duyulduğu, Şeyh Bedreddin’in, Mevlana’nın, Pir Sultan’ın, Yunus’un düşüncelerinin gerçekleştiği bir yerin kutsal olmaması mümkün mü?

Birvan’da Başpınar’da yüzyıllardır akan bu suyun, insanlığa cömertçe kattığı her ne varsa, çoğalarak yeryüzüne de yayılmasını düşlerken bile içimi heyecan kaplıyor…

Cem BAYINDIR
Mart 2021

Yorum bırakın