NURETTİN ORHAN –DELİ NURO (1926-18 Eylül 2011)

Cem Bayindir

-Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.

(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

Türkiye’nin, Elazığ’ın değeri bilinmeyen sanatçılarından heykeltıraş Nurettin Orhan’ı 18 Eylül 2011 günü yitirmiştik.

Nurettin Orhan ya da bilinen adıyla Deli Nuro, 1926 yılında Elazığ-Harput’ta doğmuş, ilk-orta eğitimini burada tamamlamış, İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirmiştir.

Söylenenlere göre, ortaokul öğretmeni Kenan Bey onun yeteneğinin ayırdına vararak, okulun duvarlarına, tanınmış sanatçıların en önemli resim çalışmalarının kopyalarını ona yaptırırmış.

1943 yılında lise öğrencisiyken okuldaki bir piyes için yaptığı dekor dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel‘in övgüsünü kazanmıştır.

Güzel Sanatlar Akademisi’nin (Bugünkü Mimar Sinan Ün.) birinci sınıfında okurken yaptığı heykeli, hocası Alman Rudolf Belling çok beğenmiş, 1952’de üçüncü sınıftayken katıldığı yarışmada “Meçhul Asker” çalışmasıyla birinci olmuş, Rudolf Belling’in asistanı Kenan Yontunç da ona, artık kent alanlarında heykel yapabilecek bir sanatsal güce ulaştığını söylemiştir.

Zühtü Müridoğlu, Kenan Yontunç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemal Sait Tollu, İlhan Koman gibi hocalardan dersler alan Nurettin Orhan 1953 yılında akademiden mezun olmuş ve öğretmen olarak göreve başlamıştır.

Yanlış bilmiyorsam, Trabzon Beşikdüzü’nde öğretmenken yaptığı Atatürk büstü, ödül kazandığı Meçhul Asker Anıtı, Elazığ’daki Çubuk BeyÇayda ÇıraBalakgazi, İstasyon Caddesindeki Değirmen Çeken Kadınlar heykelleri bilinen yapıtlarıdır.

Yaşamının büyük bölümünü Elazığ’da geçiren ve burada uzun yıllar öğretmenlik yapıp emekli olan Nurettin Orhan, oğlu Uygur Orhan’ın anlatımıyla “Elazığ halkına heykeller kazandırmayı amaç edinmiş, üretici köylülüğü simgeleştirmiş ve bunu Elazığ halkına armağan etmiş bir heykeltıraştır.”

Nurettin Orhan, bir cumhuriyet insanı, bir cumhuriyet sanatçısı, bir cumhuriyet öğretmeni, bir cumhuriyet aydınıdır. Halkın içinden gelen, yaşadığı yerde hemşehrileriyle, insanlarla, öğrencileriyle, köylülerle, demiryolu işçileriyle birlikte zaman geçiren bir aydındı.

Kerpiç bir çalışma evini kendi elleriyle yapan ve çalışmalarını burada sürdüren Nurettin Orhan, kanımca, tarihsel mağara resimlerini yapan ilk insanların insanlığa bıraktıkları yapıtlar değerinde çalışmalarını, sonsuzluğa dek kalıcı heykellerini bu topraklara, Elazığ’a, bize armağan etmiştir.

Yaptıklarının değeri ancak Harput’taki yüzlerce yıllık tarihsel yapılarla kıyaslanabilir.

Nurettin Orhan’ın yapıtları değeri bilinmemiş üstün özellikleri olan çalışmalardır.

Hele de bunları yarattığı ortamın sanatsal anlamda çölden ayrımı olmayan bir bölge olduğunu unutmamak gerekir.

Ben onun, heykellerindeki sanatsal çizgilerin, Zühtü Müridoğlu, Mehmet Aksoy, İlhan Koman, Kuzgun Acar, Ali Hadi Bara’nın ürettiklerinden bir eksiği olmadığını düşünüyorum.

Oğlu Uygur Orhan’ın belirttiği gibi, “yapıtları yok edilmeye çalışılan ve kasıtlı bozulan, yerlerinden edilen ama yine de sanatsal ışığı sürekli yanmayı sürdüren bir sanatçı” olan Nurettin Orhan’ın 1959 yılında yapılan ve öğretmenevi karşısındaki parkın içinde bulunan “Çayda Çıra Heykeli” dönemin belediye başkanı tarafından çevre düzenlemesi gerekçesiyle sökülerek, Yıldızbağları Mahallesi’nde çöpe atılmış, yakın tarihlerde de Çayda Çıra kavşağına adını veren ve Unesco’nun bile önemli bulduğu Çayda Çıra Anıtı ise, alt geçit gerekçesiyle bozulup, sökülüp sonradan bozuk biçimiyle yeniden yerleştirilmişti.

Son 50 yılın yöneticilerinin çoğunun heykel karşıtlığı, heykelin toplumda put ile eşdeğer görülmesi gibi yanlış kanılar, Orta Doğu toplumlarının dinsel kaygıları, ülkemizde heykel sanatının ve dolayısıyla bu derece önemli bir sanatçının pek bilinmemesine ve değerini bulamamasına neden olmuştur.

Oysa ilkel çağlardan beri ve günümüz çağdaş toplumlarında “heykel“, kentlerin, toplumların, insanın, insanlık tarihinin tanığı sayılır. Bu sanat dalı, insan ve toplum yaşamının en önemli estetik değerlerindendir.

Elazığ gibi küçük bir Doğu kentini birbirinden güzel heykellerle donatan “Deli Nüro” sanlı Nurettin Orhan’ın bunu 1950’lerde başardığını düşündükçe Türkiye’nin sanatsal anlamda korkunç geriye gidişini görmemiz olası.

Fransız sanatçı Jean Cocteau’nun dediği gibi, bu büyük adamların heykelleri, yaşarlarken üzerlerine atılan taşlardan yapılır. Bize düşen, Nurettin Orhan gibi güçlü ve önemli sanatçıların varlığını anımsamak, yapıtlarının sonsuza dek sürecek cumhuriyetimizin yapı taşları olduğunu unutmamak olmalıdır.

Sağlığında ne kendisinin ne yapıtlarının değerini bildiğimiz önemli sanatçı Nurettin Orhan Hoca’yı sonsuz rahmet ve saygıyla anıyorum.

Avukat Cem BAYINDIR

19.09.2017

Fotoğraf açıklaması yok.

Yorum bırakın