ELAZIĞ KÜLTÜRÜ

Avukat Cem BAYINDIR

Zamanın nasıldı dile gel Harput
Yad elde ağlarım ele gel Harput
Eski günlerinde güle gel Harput
Esen yellerinde çöl sesi mi var?

                                             Anonim

“Harput’un ahvalini sormayın dad yok, dad yok”

 İğdeli Baba

Herkesin, hepimizin hatası büyük, hepimiz suçluyuz. En çok da yetkin olmayan siyasetçileri seçerek onlardan medet uman bizler; eğitim kurumlarına çöreklenmiş kültür ve bilimle ilgisi olmayan, siyasetle gelip de yine siyasetin rüzgarıyla varlığını sürdürenler; son 30-40 yılın yerel yöneticileri; öğretmenler, öğrenciler, yerel basın, milli ve dini duyguları suiistimal eden her kim varsa onu başının üstüne yerleştiren, içe dönen, bilime, akla, geçmişe, kültüre yüz çeviren bizler, Harput kültürüne yakın-uzak herkes, evet herkes, hepimiz suçluyuz, sorumluyuz…

Önce Harput’taki başta belediye binasını ve öteki yapıları yıkarak, mezarları yok ederek taşlarını kente taşıyıp buradaki inşaatlarda kullanandan tutun da, cumhuriyet döneminin en görkemli yapılarından belediye binasını yıkıp yerine gökdelen yaptıranlardan günbegün çoğalan, önce Elazığ’a kaçan sonra oradan da başka yerlere göçüp giden acımasız bir terk edişler, hafızalardan silmeler, unutup gitmeler gibi, Harput’u ve kültürünü yazgısıyla başbaşa bırakan tüm Elazığlılara, Harputlulara kadar, hepimiz… 

Bugün Elâzığ da Harput da yalnızca anılarda yaşayan yerler artık. O kültürün, hoşgörünün, bilimin, o eski insan sıcaklığının eseri yok, hemşehrimiz Prof. Dr. Mehmet Çevik’in ifadesiyle, bembeyaz açıp olağanüstü kokular saçan Tebriz-i güllerin dal budak sardığı güzelim Harput evlerinin bahçeleri şimdi harap, şimdi gülsüz; dikeni bile yok.  

Salnamelere göre, Türk’ü, Kürt’ü, Alevisi, Sünnisi, Süryanisi, Ermenisi, Latin’i, Rum’u ile onbinlerce insanın yaşadığı, sürekli büyüyüp gelişen, kültürüne hayranlık duyulan bir yerleşim yeriydi Harput.  Gerçekten de bunda, kültürümüzde her kültürün büyük katkısı vardır. Hatta Amerikalı, Fransız, Danimarkalıların bile katkısı olmuştu yöremize. Hele Fırat kolejinden yetişen gayrimüslim yazar, çizer, bilim insanlarının sayısı inanılmazdır. Medresesi, okulları, camileri, kiliseleri, hamamları, hanları, çarşıları, evleri ve malikâneleri Türk mimarisinin en seçkin örneklerini sunarak kenti güzelleştirmişler, bu binalarda yaşayan, yerli, yabancı, azınlık, Müslüman herkes ise bu toplumun yaşam felsefesini ve hoşgörüsünü düşünsel anlamda arşa çıkarmıştı.

Harput’ta hoşgörü ve toplumsal birliği sağlamada en büyük görevi yapanlar samimi, namuslu Müslüman din adamlarıydı. Her kesimde olduğu gibi aralarında tek tük kötüler çıksa da çoğunluk namuslu, onurlu, cumhuriyete, halkına, kültürüne bağlı ve hoşgörülü, bilgili insanlardı. Hepsine rahmet olsun. Günümüzdeki halin, bugünkü içe kapanışın, kendinden başka herkesi yabancı, karşıt, kötü görmenin Türk-İslam uygarlığıyla asla ilgisi yoktur ve hepimizin geçmişi örnek alması gerekir.

Kültür, mimari, estetik, yapılar insanlarla, insanlar ise düşünceleriyle vardır. Üstünde yaşadığımız toprağın geçmişine ilişkin ne varsa korumak hepimizin boynunun borcu. Bu bilinci vermesi gerekenler, öğretmenler, üniversite hocaları, siyaset adamları, yerel yöneticilerimiz olmalıyken bir düşünün ne haldeyiz bugün. İşini düzgün yapan, bilime akla inanmış, ömrünü bu yolda adamışlara sözümüz olamaz ama özellikle 50 yıldır kültür ve bilimsel anlamda uyuyan ve bizi uyutan akademisyenlerimizin, yetersiz eğitim öğretimin bu kentin kültürünü öldürdüğünü, yok ettiğini ve bu işlerin failleri olduklarını söylememiz gerekiyor.    

Yerel Hitit, Urartu, Med, Pers, Roma, Sasani ve Bizans ve en sonunda da Türklerin yönetiminde kalan Harput 400 yıl da Osmanlı egemenliğinde kalmış ve son 100 yıldır da tüm kültürüyle bir cumhuriyet kenti olmuştur.

Elazığ’da eski mahallelerde, Sako Mahallesi, Hüseynik, Nailbey, Kültür, İcadiye, İzzetpaşa gibi mahalleleri dolaştığımda, Harput’a her çıktığımda, Satveti Milliye’yi, eski Turan gazetesini, Yeni Fırat dergisini, Altan dergisini, geçmiş günlerimizi her okuduğumda içimiz mutlulukla, sevdiklerimize kavuşma heyecanı ile doluyor ama hemen gerçeklerle yüz yüze geliyorum.  O eski heyecan, o kültür, o insanlar, o evler, o konaklar, caddeler, sokaklar, o aydın beyinlerdeki ışık ya da nur, o neşe neredeler? Neden bu çoraklık?

Son yıllarda çıkan bir felsefeci, bir yazar, bir bilim insanı, sanatçı var mı? İnancımızı, dinimizi neden yetkin akademisyenler değil de her önüne gelen bize öğretmeye kalkıyor?

İlk akla gelenlerden, Hafız Osman Öge, Hürrem Müftügil, Şemsettin, Ünlü, Adnan Turani, Müşide İçmeli, Nurettin Orhan, Adnan Çoker, Mümtaz Sevinç, Fethi Arda, Metin Sözen, Kemal Zeki Gençosman, Mehmet Nuri Gençosmanoğlu, Rüştü Asyalı, Yıldırım Niyazi Gençosman, Atıf Yılmaz gibi yüzlerce kültür insanı nereler?

Salçalı köfte, orcik festivali, evrensel nitelikteki müziği tahrif eden kutlamalardan başka ne yapıyoruz? Polat Alemdar türü sanatçılar, üç beş türkücü, şarkıcı dışında kimleri yetiştirebildik?

Rahmetli İshak Sunguroğlu’nun dediği gibi o mamur ve şen yöremiz şimdi kuru bir dağ parçası. Her şey çorak, burada böyle mamur bir mahalle, o insanlar, o evler, o kültür, o yapılar var mıydı, yok muydu diye düşünerek gözlerimize inanamıyoruz.

Tüm bunların yanıtı ilk paragrafta gizli, bu kenti ve kültürünü bir yok ettik, geleceğini biz yıktık. Bizim o mezar taşlarını söken, yapıları yok eden büyüklerimizden, çakıl taşı bile sökülmeyecek o kutsal mekâna bugün betonarme diyanet külliyesi ve oteli dikenlerden daha çok suçluyuz.

Neyse, neyse ki, Harput’un tamamını mezarlıklar kenti yaptık da, elbirliği ile kültürünü, yapısını, hoşgörüsünü yok ettiğimiz memleketimizin ruhuna bol bol Fatiha ve rahmet okur, Allah’tan bol af diler, kendimizi affettiririz…

Allah bizleri kazalardan, belalardan, musibetlerden, hastalıklardan korusun ve hepimize akıl, bilgi, hoşgörü, huzur versin. Saygılarımla…

3 Nisan 2020

CEM BAYINDIR

Yorum bırakın