ELAZIĞ’DA BİR TARİH DAHA YOK EDİLDİ

Yıllar önce sanıyorum mesleği de hekimlik olan Kayserili bir vekil İstanbul surlarının parçalanarak, parça parça Batı ülkelerine satılmasını, zaten Roma kültürünün bizimle bir ilgisinin olmadığını, böylelikle ülkeye ciddi bir gelir sağlanacağını söyleyerek yasa başvurusu yapmıştı.
 
Artık Moğol istilası sırasında buraya yerleşmiş oradan da bize sirayet etmiş bir etkiden midir bilmem, bizde bir şey üretmek için başka bir şeyi yok etmek, yıkmak artık o denli doğal ki, elimizden hiçbir şey gelmiyor.
Türklükmüş, Anadolulukmuş, Müslümanlıkmış, kiliseymiş, camiymiş, evmiş, hanmış, hamammış, doğaymış, tarihsel yapıtmış, manevi değermiş, ne yazık ki fark etmiyor, yıkım, yok etmek, parçalamak hiç mi hiç sorun olmuyor bize.
Yeter ki rant olsun, para gelsin…
Holvenk (Şahinkaya)’teki 1500 yıllık kilise, Keban‘daki Yusuf Ziya Paşa Camii, Meryem Ana kilisesi, şu bu derken son günlerde o kadar çok yıkımla, duyarsızlıklarla karşılaşıyoruz ki yorulduk, bıktık, nefret ettik…
Bu kez de Hüseynik (Ulukent) Mahallesi Cami Sokakta bulunan ve halk arasında “Sandalcılar’ın Konağı” olarak bilinen 250 yıllık kültürel bırakıt, Hüseynik’teki özgünlüğünü koruyan, en görkemli ve sağlam kalmış tarihsel yapı,19 Ekim 2019 günü iş makineleriyle yıkılarak tamamen yok edildi.
Oysa bu konak ve konağın üstünde yer alan yine tescilli cami, çeşme, öteki evler de tam bir Osmanlı sokağı dokusu oluşturmaktaydı.
Çevre Bakanı’nın Elazığ’a geldiği, rektörü, akademisyenleri azarladığı ve Hüseynik’i tarihsel anlamda ayağa kaldıracaklarını söylediği günden 3-5 gün sonra Hüseynik’teki en sağlam kalmış yapının tümüyle yıkılması, parçalarının bile yok edilip başka yerlere taşınmasını görmemiz ayrı bir trajikomiklik olsa gerek…
Kentin kültür yapılarından, kültürel dokusundan sorumlu kişi ve kurumların umurlarına bile gelmemesinin üzüntüsü bir yana, elde kalan tek tük tarihsel yapıların da birer birer yok edilmesi Elazığ kültürü için giderilmesi olanaksız zararlar vermiştir.
Tarihsel konağın, Diyarbakır Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulunun 19.12.2014 tarih ve 2856 sayılı yazısıyla 2. grup yapı olarak tescilli olduğu açıkken ve Hüseynik ilimizin en çok sivil ve özgün mimarisini içinde barındıran (22 tescilli yapı) yeri iken bu duyarsız ve yıkıcı zihniyet önü alınmaz bir yol açmıştır.
Oysa, Hüseynik, Harput mimarisinin ayrılmaz bir parçası olduğundan bu mahallede bulunan tüm tescilli yapıların tümcül biçimde korunması çok önemlidir.
Aynı kurul, bu yapının 26.08.2019 tarih ve 374374 sayılı karar ile yapı dosyasında mekan içi fotoğraflarının bulunmaması, hakkında yeterli bilgi olmaması, bahçe duvarının tehlike barındırması gibi zorlama gerekçelerle koruma tescilini kaldırmış ve bunu gizlemiş, ne belediye imar müdürlüğü, ne il kültür müdürlüğü, ne üniversite ne de valilik buna engel olacak bir adım atmıştır.
Oysa kurul kararına itiraz olanağı varken, itiraz süresi dolmamışken Elazığ Belediyesi İmar Müdürlüğü’nün bu yıkımı onaylaması, uygun bulması çok acıdır.
Tarihsel evin zemin kat duvarları taşla yapılı olup, dış kapıları kesme taşlarla kaplı Harput kapı mimarisine uygun, bölgenin en görkemli ve özgün yapı sistemiyle yapılmış en sağlam yapısının yazgısını ne yazık ki hiçbirimiz değiştiremedik.
Yıllardır o bölgede çalışan, yayınlar yapan değerli Mustafa Balaban Hocamızın bu konakta yaptığı inceleme ve çalışmalarda, özgün yapının alt katta bulunan taş kemerleri ve taşıyıcı sisteminin sağlam korunmuş olduğu, yapının üst örtüsü ve çatının da olmasından dolayı bu yapının uzun yıllar ayakta kalabileceği ortaya çıkmıştı.
Yapıya sonradan eklenmiş bahçe duvarının yağmurlardan dolayı açılması ve yakında bulunan Kur’an kursu öğrencilerinin can güvenliğini tehlikeye attığı gibi gerekçe de yıkım için bir gerekçe olamaz.
Bu eklentilerin ve bahçe duvarındaki onarım gereksiniminin tarihsel ev yapısıyla hiçbir ilgisi bulunmadığı açıkken, yapının statiği ile ilgili hiçbir çalışma yapılmadan, oldu bittiyle tescilin iptaline gidilmesi ve itiraz süresi dolmadan gerçekleştirilen bu yıkım bir suçtur, kültür katliamıdır, tarih bilinçsizliğidir, Elazığ tarihi için büyük bir acıdır.
İlimizdeki hiçbir kurumun itiraz etmemesi hem büyük bir ayıbı, hem bir görev suçunu, hem de liyakatsizliği ortaya çıkarmıştır.
Şunu unutmamak gerekir ki, milliyetçilik, yurtseverlik, Elazığlılık, Evladı Fatihan olmak “Toprağına ölürüm Türkiye’m” şarkısı söylemekle, sosyal medyada hamaset yapmakla, vatan millet Sakarya muhabbeti ile değil eylemle, duruşla, atalarımızın mirasını, tarihimizi korumakla, ulusal bilinçle gerçekleşir…
Tarih bize gösteriyor ki, tarihini koruyamayan, tarihine sahip çıkamayan uluslar –Allah korusun– gün gelir kimliklerini, varlıklarını da yitirirler…
Bu yıkımın son olmasını diliyor, Elazığ’daki tüm yetkilileri göreve çağırıyorum.
Saygılarımla…
Cem BAYINDIR
21 Ekim 2019

Yorum bırakın