İKTİDAR VE DİN

86578

Cem Bayindir

Çoğuna göre siyasal gücün baskın ve egemen kılmak istediği siyaset ve din anlayışı bir tür “İhvan” biçimli yönetim.

Bu da kanımca, Türk toplumundaki kendine özgü dindarlığı, engin dinsel hoşgörüyü, demokrasiyi bozan, dini ve demokrasiyi yalnızca kendi malıymış gibi gören, her şeyi siyasallaştırma, ele geçirme ve yönetme gücünü sonsuza değin sürdürme amaçlı bir zorlamadan kaynaklanıyor.

Bu türden bir siyaset ve din anlayışının, entelektüel yapısı, özgünlüğü, kendine özgü ekonomik, toplumsal, bilimsel bir bakışı, hiçbir düşünsel yönü yoktur.

Seçim yoluyla egemenlik kazananın, kendisine benzemeyen herkesi din dışı, dinsiz, Allahsız, kafir, hain ilan etmesi İslam dinine en büyük zararı veren, Kuran’ın da kabul etmediği sağlıksız bir düşüncedir.

Bu düşünce Hz. Peygamber’den sonraki dönemlerde Emeviler’de ve zaman içerisinde birçok Müslüman toplumda uygulanmışsa da ne bu ne de öte dünyaya hayır katmış, tersine o toplumun iki dünyasını da karartmıştır.

Örnekler gösteriyor ki, siyasetin egemenliğindeki din yalnızca uyuşturucu niteliği taşır.

Bu anlayışta siyasal söylemler o denli serttir ki siyasal güç tükenince dindarlık da tükenir.

Din uğruna şehit olmakla iktidar uğruna ölmek neredeyse aynı kutsallık derecesinde görülür.

Buna karşı çıkan, iktidarı almak, onu değiştirmek için mücadele veren muhalefet, toplumsal güçler haindir, dinsizdir, işbirlikçidir, çapulcudur, düşmandır.

Bu kafa yapısına göre, seçimleri yitirmek, iktidarı vermek, muhalefete yenilmek doğal ve olağan bir şey değildir. Bu amacın altında tüm dış ve iç güçlerin ahlaksızlık ve hainlikleri ve din düşmanlıkları gizlidir.

Hatta, muhalefet o kadar dinsiz ve ahlaksızdır ki, camiye ayakkabı ile girer, deri pantolonlu üstleri çıplak, zincirleriyle elli muhalif erkek, bebekli bir kadına acımasızca saldırır, üstüne işer, camilerde içki içer, ezan okunurken düdük çalar, domuz yer, yani yapar da yapar…

Yani, iktidara kasteden dine, peygambere, Allah’a da karşıdır. İktidarı yıkmak isteyen bunları da yıkmaya yelteniyordur.

Ülkeyi yönetenler, siyasal bir iktidar kadar dinsel bir iktidarı da temsil ettikleri savında olduklarından seçimlere giren meşru öteki partileri de kapsayacak biçimde herkes hain, din karşıtı, azgın, dış güçlerin uşağı, dinsiz, düşman, işbirlikçi sayıldığından bu rejime “demokrasi” demenin de bir anlamı kalmıyor.

Peki, bir partinin bir kenti yönetmesini artık istememek, bir liderin dediğine artık kulak asmamak, bir başka siyasal tercihte bulunmak, seçimi muhalefetin kazanmasını istemek bir “rejim” ya da “beka” sorunu olabilir mi?

Bu düşünce, kısaca “ben hiç iktidardan gitmeyeceğim, beni indirmek dini, ülkeyi, yurdu, devleti yok etmektir” anlamını taşır.

Mısır’da yaşanan bir olayın bile Türkiye’deki yerel seçimler için hammadde yapılabilmesi, muhalefetin -hiçbir ilgisi olmamasına karşın- rahatlıkla suçlanıyor, doğrudan hedef tahtasına koyuluyor olması çok tedirgin edici…

Bu güç koşullar altında yapılacak yerel seçimlerde yine de umutlu olmak zorundayız.

Umarım öyle olur…

Selam ve saygılar…

CEM BAYINDIR
18.6.2019

Yorum bırakın