BİLGİSİZLİK VE ÖZGÜVEN

445281-3-4-835ca

Yazımın girişi, Ankara Üniversitesi’nde okurken sık karşılaştığım hocalardan İlber Ortaylı’nın sözlerine benzeyecek ama hiç kuşkum kalmadı, biz yeni bir “Cahiliye Devri”ndeyiz.

Dün sosyal medyada bir izlence vardı. Son dönemin saman yalımı internet fenomenlerinden, Alman yurttaşlığı da olduğu söylenen Tuğrul Selmanoğlu adlı Elazığlı bir hemşehrimiz “Atatürk”, “mülteci”, “göçmen”, “Yunanistan”, “Osmanlı”, “iltica” sözcüklerinden bir çorba yaparak bir şeyler saçmalıyor, Atatürk’ü ülkemize geçici sığınmış Suriyelilerle bir tutuyordu.

Bu aile saygın, kültürlü, Harputlu köklü bir ailedir. Eğer bu genç bu ailenin bir üyesiyse, sınırsız bilgisizliğini göstermesi hemşehrisi olarak bizleri şaşırtmış ve üzmüştür.

Bu ülkede son 17 yılda her geçen an daha da yükselişe geçtiğini gördüğüm ve korkutucu tek şey var. Haddini aşmakta sınır tanımayan bulaşıcı bir “bilgisizlik” yani bilinen adıyla “cehalet”.

Yalnız siyasette, sosyal medyada, günlük yaşamda değil, akla gelen her alanda, üniversitelerde, sanatta, bilimde, dinde, eğitimde, sporda bugün en çok aranan nitelik artık “bilgisizlik”.

Türkçe bilmeyen belediye başkanlarıyla, akademisyenlerle, troll hukuk profesörleriyle, “ğ” harfini yazamayan adaylarla, ekonomi, siyaset, hukuk, tarih, dil, din, spor, sağlık, dış politika, milli güvenlik, çevre, uzay bilimleri, teknoloji, edebiyat üzerine kesin yargılarda bulunan (ahkâm kesen) bilgisizlerle uğraşmaktan bıktık…

Biraz kaba olacak ama, Ferit Edgü, “Cahil” adlı yapıtında, “Rodin’in ‘Düşünen Adam’ heykeline bakan cahil, onu sıçan bir adam sanacaktır” diyor.

Socrates de “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” demişti de ama bence bu her şeyi bilenler, zavallı Socrates’le de “cahil” diye dalga geçiyor olabilirler.

Ziya Paşa da 150 yıl önce bir değerlendirmede bulunuyor:

“Bulundum ben dahi Darü’ş-şifa-yı Bab-ı Ali’de
Felatun’u beğenmez anda çok divaneler gördüm.”

(Zamanında ben de akıl hastanesine dönmüş devlet yönetimindeydim ve orada, koca Eflatun’u bile beğenmez akılsızlar gördüm.)

Bertrand Russell akıllıların hep kuşku içinde olmalarına karşılık bilgisizlerin hep kendilerinden emin ve özgüvenli olmalarını dünyanın en büyük sorunu olarak görür.

Buradan çıkan sonuç, bu türün en belirgin ortak özelliklerinin yüksek özgüvenleri olduğu gerçekliğidir.

En eğitimlisinden en eğitim görmemişine öteki ortak özellikleri ise okumamak, sorgulamamak, niteliksiz olduklarının bilincinde olmamak, kendilerini her şeyin merkezi sanıp, her şeyde üstün hakları olduklarına inanmak ve asla doymamak…

Onlara göre ise hep başkaları bilgisiz, kuşkulu, aptal, vatan haini, din düşmanı, terörist, ahlaksız.

Bilgili, yetenekli, nitelikli insanı anlamadıkları gibi, onları aşağılamaktan hiç utanmıyor, çekinmiyorlar da.

Tüm bunların sonunda genelde kazançlı çıkıyorlar para kazanıyorlar, daha da görgüsüzleşip, daha hızlı yükseliyorlar.

Ama onlar yükseldikçe ülke dibe vuruyor. Bugün Türkiye’de çoğu kurumun içi yeteneksiz, liyakatsiz, beceriksiz insanlarla doldu. Bunlar gerçekten de yüksek makamlarına oturdukları her kurumu kısa zamanda ayağa düşürüyorlar, oranının ciddiyetini yok ediyorlar.

Bu denli bilgisiz, genel kültürü sıfır, tek özellikleri biat olan insanların yükselmelerini, inanılmaz başarı öykülerini, kısa sürede üst düzey görevlere getirildiklerini görmüşsünüzdür.

Bizde, bir bakan çıkıp da “eğitim seviyesi arttıkça Akp’nin hitap ettiği alanın daha da daraldığını görüyoruz. Anketler de bunu söylüyor.” diyebiliyor.

Bakan eniştemiz, seçmenlerinin “Valla Akp’ye o kadar güveniyoruz ki şuradan aya kadar 4 şeritli yol yapacağım deseler, vallahi inanırız” dediklerini gülerek anlatabiliyor.

“Yeliz” rumuzlu bir milletvekili “İnkiliz seviçileri ayıkamadılar” biçiminde Türkçeyle bir tweet atabiliyor.

Hilal adlı bir yazar “görebildiğim kadarıyla edindiği üstün askerî başarılara rağmen tarihimizde bir “Kâzım Karabekir Muharebesi” yoktur ama biraz önce bahsettiğim Başkumandanlık Meydan Muharebesi ile “Birinci ve İkinci İnönü Savaşları” vardır.” diye İnönü’nün adının o savaşa verildiğini sanıyor ve bu saçmalığı özgüvenle köşesinde yazabiliyor.

YÖK üyesi bir profesör: “Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz halkın iradesine güveniyorum. Yani ülkeyi ayakta tutacak olan okumamış, hatta ilkokul bile okumamış cahil halka güveniyorum.” sözünü televizyonlardan söyleyebiliyor.

Üniversite öğrencisi bir genç, “Fatih İstanbul’u kimlerden aldı?” sorusuna “Adolf Hitler’den” yanıtını veriyorsa ne diyebiliriz ki?

https://www.youtube.com/watch?v=5ehFSO_ZNVc )

Televizyonlar, sosyal medya, okullar, üniversiteler, toplumun bilgi sahibi olmasını, sorgulama yapmasını istemeyen siyasetçi, hoca ve maşalarıyla, bizim “Tuğrul” gibi trollerle dolu.

Bilgisizliği yayma, övme, onun özgüven kazanmasını sağlama günümüz siyasetçilerinin ve emperyalist dostlarının en güçlü silahı.

Amaç, sıfır bilgiyle, düşünmeyen, sorgulamayan, biat eden, umursamayan, son derece görgüsüz, o derece özgüveni yüksek insanlar yetiştirmek.

Bu 17 yıl bir de şunu gösterdi ki, bilgisizin özgüveni yüksek ve cesur olanından daha dayanılmazı cebi para görmüş bilgisizlermiş.

Allah bizi, ülkemizi, çocuklarımızı bilgisizin (cahilin) cesurundan, özgüvenlisinden, paralısından ve cümle şerrinden korusun.

Amin…

CEM BAYINDIR
17.06.2019

Yorum bırakın