JACK LONDON VE MARTİN EDEN

 

“From too much love of living,
From hope and fear set free,
We thank, with brief thanksgiving,
Whatever Gods may be,
That no life lives for ever,
That even the weariest river,
Winds somewhere safe to sea.”

Kurtulmuşuz o aşırı yaşama aşkından
Kurtulmuşuz umuttan ve korkudan;
Kimdirler nedirler bilmiyoruz ya
Gene de şükranlarımızı sunuyoruz tanrılara
Hiçbir yaşam sonsuz olmadığı için
Ölüler hiçbir zaman dirilmedikleri için
En yorgun ırmak bile
Denize vardığı için

                      (A. C. Swinburne)

 

İlkokul öğretmeni olan babamın kitaplığında bulunan “Vahşetin Çağrısı”, “Ademden Önce”, “Demir Ökçe”, “Ateş Yakmak”, “Beyaz Diş” kitaplarını ilk gördüğümde ilkokul öğrencisiydim. İşte, çocuk yaşlarda hayran olduğum bu yapıtların yaratıcısı, Amerika ve dünya yazınına etki etmiş yazarların en önde gelenlerinden Jack London, 143 yıl önce 12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğmuştu.

 

150 yıl önce, ekonomik ve toplum­sal yaşam köklü değişikliklerin birbiri ardına gerçekleştiği bir ülkeden, ABD’den söz ediyoruz. 1861–1865 yıllarındaki kanlı ve acımasız Amerika iç savaşının sonunda köleliğin kaldırılışı, çağdaş sanayiye geçiş, sanayi ve teknolojinin gelişimi XX. yüzyıla girerken Amerika’yı yayılmacı ve saldırgan bir aşa­maya getirmiştir. Lenin’in, Amerika’yı “çamur ve lüks içinde zevk eden bir avuç milyarderle, yoksulluğun en uç kıyısında yaşayan milyonlar­ca emekçi arasındaki uçurumun dibindeki bir ülke” değerlendirmesi bugüne değin geçerliliğini sürdüren bir tanımlamadır.

 

İşte Jack London, bu toplumsal koşullarda, işsiz, güçsüz ve bilinçsiz bir çevrede, yoksulluk içinde geçen çocukluğundan başlayarak fabrikalarda, gemilerde, işçilik, altın arayıcılığı, boksörlük, elektrik işçiliği, maden işçiliği, gazetecilik, korsanlık, hamallık gibi bin bir işte çalışmış, 1894’te ekonomik bunalım sırasında Jacob S. Coxey‘nin önderliğinde Washington  DC’ye yürüyen “Coxey’nin Ordusu” adlı işsizler ordusu yürüyüşüne katılmış, 1 Mayıs‘ta Washington, DC’ye ulaştıklarında kamuoyunun gösterdiği büyük ilgiye eylem tutuklanmalarla sona ermiş, sonradan bu kez serserilik suçlamasıyla bir süre cezaevinde kalmış, 1895’te de Amerikan Sosyalist İşçi Partisi’ne üye olmuştur. Ardından da bu kez de cezaevi günlerinin başlamasının nedeni bu yani sosyalist eylemleri olmuş, hapisten çıktıktan sonra Kaliforniya’da bir süre üniversitede eğitim görmüştür.

 

40 yıllık kısa yaşamına karşın dünyanın en üretken yazarlarından biri olan London’un yazına başlangıcı, 17 yaşındayken “San Francisco’nun Sesi”ne gönderdiği, Japonya açıklarında yaşadıkları tayfunun öyküsüdür. Ardından bunu, Kuzey Kutbu’nu anlatan öykü ve romanları izledi. 1897’de de iki yıl sürecek Alaska yolculuğu yapmış, bu deneyimleriyle de birçok doğa ve yabanıl yaşama ilişkin yapıtlar vermiştir.

 

Kendisinde bulunan özellikleri taşıyan kahramanları anlattığı ve bu dönemde yazdığı birçok öykü ve romanda, doğaya düşkün, özveriye ve güçlü bir ya­şama iradesi olan, serüvenci ve romantik ve serüvenci kişiler bulunur. İlk kitabı “Kurdun Oğlu”nun ardından “Yaşama Sevgisi”, “Güneşli Ülkede Yaşayanlar”, , “Karların Kızı”, 1903’te “Vahşetin Çağrısı”, “Beyaz Diş” gibi dünya yazınını etkileyen başyapıtlar üreten Jack London, 1904’te “Deniz Kurdu”nun ardından, 1906’da da Darwin’in derin etkisiyle yazdığı “Âdemden Önce” gibi daha önce yazın dünyasında örneği görülmemiş anlatım içeren bir roman daha yaratacaktır.

 

Jack London, bir süre de savaş muhabiri olarak İngiltere’de, Londra’da kalmış, burada belgesel yapıtı “Uçurum İnsanları”nı yazmıştır. Rus-Japon savaşı sırasında da yine savaş muhabiri olarak görev yapmıştır.

 

“Demir Ökçe (1907) ve “Martin Eden (1909) de yazarın ürettiği başyapıtlar olup her iki kitap da, Jack London’ın devrimci ve sosyalist yönünü, tutarsızlıklarını, çelişkilerini gösterir. Jack London’ın yapıtlarında geliştirdiği tezin ve karşı-tezin birbiri içine girmesi, genellikle London’ın devrimci yönündeki eksiklikleri, bireysel başkaldırı çemberini kıramaması biçiminde algılanmaktadır.

 

1907’de yazmasına karşın sonraki bir dönemi 1914–1918 arasını anlatan “Demir Ökçe” yayılmacılığın tüm insanlık için taşıdığı tehli­ke öngörüsünü, faşizmin her türlü hoşgörü, kültür ve direnişi yok etmek için ne gibi korkunç eylemlere girişeceğini de büyük başarıyla veren sosyalist ve karşı ütopya romanıdır. Buna karşılık, halkın, bilinçsiz örgütsüz olarak anlatılışı, örgütlü siyasal gücün karşısındaki umutsuz ve güçsüz ortam ve bireyin tutarsızlığı ve önyargıları da çok güzel bir biçimde sergilenir. Kavga­cı ruhlu, serüvenci, gezgin, denizci Jack London’ın tüm bu arınılmamış bireysel önyargıları, tutarsızlıkları, bireyciliği, bir yazarın yaşamıyla en özdeşleştirilen özyaşamöyküsü yapıtı sayılan “Martin Eden”de de bulunur.

 

“Martin Eden” öfkeli ve sert bir roman olup içerisinde birey-toplum ilişkisi değil birey-toplum çelişkisi sözkonusudur. “Martin Eden” kentsoyluluğa ve kapitalizme karşı dünya yazınında rastladığımız en sert yergidir.

 

Bilindiği üzere, çağımızın en büyük sömürgecisi ve yayılmacı devleti Amerika Birleşik Devletleri yüzyıl başlarında kapitalizmin büyüme dönemini yaşıyor ve bireycilik de Amerikan toplumunu hızla sarıyordu.

 

Romanın ilk bakışta, yoksul bir genç (Martin Eden) ve zengin bir ailenin kızının (Ruth Morse) aşkını anlatan sıradan ve basmakalıp konusu önyargı yaratsa da, başyapıt sayılan yapıtta gelişmeler iki yönlü bir karşıtlık gösterir. Sosyalizm tezinin roman boyunca tartışılması, Martin Eden’in, kavgasının amacı olan Ruth’u sonunda istememesi ve trajik intiharı.

Roman gerçekliğe sahip ve kentsoyluluk-sosyalizm çelişkisinin uzlaşmazlığını sunarken okuyucu Martin Eden’in sonuna değin yanındadır. Yazarın, bir yanda genç, sağlıklı, güçlü Martin Eden’i bir yanda da onun romanın ortalarına doğru tanıyacağımız yakın dostu olacak, hastalıklı, zayıf ve eğlenceye düşkün ama özgeci Russ Brissenden’i anlatması bilinçli bir seçimdir. İlginç, gizemli, kültürlü, zeki ve zengin bir sosyalist olan Brissenden romanda önemli bir kişiliktir.

Martin Eden, Russ Brissenden’in götürdüğü, sosyalistlerin bir toplantısında konuşan sosyalist genci dinlerken onun bedensel hasta görünüşüne bakarak genelleme yapmaktan kendini alamaz, kölelerin ne denli isteseler de efendilerin katına çıkamayacağını düşünür:

 

“… Bu adam kamburu çıkmış dar omuzları, içeri çö­kük göğsü ile gerçek bir halk çocuğuydu, zavallı kölelerin de, kendilerine yüzyıllar boyunca hükmetmiş ve sonsuza değin de hükmedecek ve ihtişam içinde yüzen bir avuç kişiye karşı giriştiği mücadele Martin’i çok etkiledi. Martin’e göre bu sararıp solmuş, bir tutam yaratık, bir semboldü. Biyolojik kanunlara uygun ola­rak, sefaletin kucağında yok olan koskoca bir zayıflar ve yetersizler kitlesinin sembolü gibi duran bir heykeldi o.”

 

Brissenden’in bir otel odasında kafasına tabanca sıkarak ölümü seçmesinin sonrası Martin Eden’in de romanın sonunda intiharı bir açıdan karşıtların birliğini oluşturur, romanın ana düşüncesini temellendirir. Arkadaşı Russ Brissenden, bedensel tükenişin sonuna gelmiş, anlaşılamamaktan, toplumdan kendini soyutladığından daha çok acı çekmemek için kendini öldürmüştür. Martin’in canına kıyması ise tümüyle bireyciliğin kaçınılmaz yı­kılışı olarak noktalanır. En kötüsü de Martin’in, sosyalizm amacı yolunda kullanılabilecek çabayı, kentsoylu sınıfına ulaşma uğruna tüketmiştir.

 

“Bir de düşünüyorum da, saflık zamanlarımda; yüksek tabakanın, güzel evlerde oturan, eğitimli, bankalarda hesapları olan kişilerini adam sanırdım!”

 

“Gerçekçilik benim ruhumun ayrılmaz bir parçasıdır, hâlbuki bur­juva ruhu, gerçekçilikten nefret eder. Burjuvazi korkaktır. Burjuvazi ha­yattan korkar, senin de bütün çaba beni hayattan korkutmaktı. Beni bir biçime sokacak, beni içindeki bütün hayat değerlerinin gerçek dışı, sah­te ve bayağı olduğu, ikiye dört ebadında bir kafese tıkacaktın.”

 

Martin’in yaşadığı çelişki, bir yandan sömürü düzenine karşı durmak bir yandan güçlüden yana olmak ve bir yandan da bireyci tutumu. Martin Eden gerçekliği birey­sel çıkarları doğrultusunda algılar.  Jack London kendisine Martin Eden’in kendisi olup olmadığını sorduklarında kesin bir ayrım belirtir: “Martin Eden için neden biraz üzülmeyeyim? Martin Eden bendim. Martin Eden bir bireyci idi, bense bir Sosyalist. İşte bu nedenden ben yaşamaya devam ediyorum ve işte bu nedenden Martin Eden öldü.

 

“John Barleycorn / Bir Alkoliğin Anıları”  adlı 1913 yılında çıkardığı romanında yine kendi yaşamını, insana duyduğu sevgiyi, kötülüğe karşı verdiği savaşımı anlatan Jack London, 1916 yılında, “devrimci ruhunu yitirmiş” dediği Sosyalist Parti’den istifa etmiş ve aynı yıl -belki de görseydi umutlarını yeşertecek Ekim Devrimi’ne kısa bir süre kala- yaşamını yitirmiştir.

 

“…Benim, Toton putperestlerin Hıristiyan oluşlarına az çok benzer bir biçimde sosyalist olduğumu söylemek hiç de yanlış olmaz. Sosyalizm zor­la kafama çakıldı benim. Değişme çağımdayken, sosyalizmi bulmaya ça­lışmak şöyle dursun, ona karşı savaşıyordum. Çok genç ve toydum, he­nüz dünyanın kaç bucak olduğunu anlamamıştım ve ‘bireycilik’ denilen akımın adını bile duymadığım halde, bütün içtenliğimle güçlülerin zafer türküsünü söylüyordum…”

 

Belirttiğimiz gibi Jack London, bazen özensiz ve aşırıya kaçarak yazsa da, çok üretken, çok yeni bir dil ve düşünce getiren ve Amerikan ve dünya yazınına büyük etki eden, Stephen Crane, Theodore Dreiser, Upton Sinclair, Horace MacCoy, Erskine Caldwell, John Steinbeck gibi yazarlarla birlikte; Amerikan yazınına sosyalist-dev­rimci katkılar sağlayan büyük bir yazın ustasıdır.

 

 

CEM BAYINDIR

 

 

Kaynakça:

  • Devrimci Sanat ve Kültür Kavgasında Militan Dergisi, yıl 2, sayı 13, Ocak 1976, Jack London sayısı, 7.-36.sayfalar
  • Martin Eden, Jack London (Çev: Gözde Zahireci), İstanbul; İndigo Yayınları, 2018
  • Deniz Kurdu, Jack London (Çev: Fadime Kâhya), İstanbul; İş Bankası Yayınları, 2017
  • Demir Ökçe, Jack London (Çev: Şemsa Yeğin), İstanbul; Oda Ya­yınevi, 1979
  • Âdemden Önce, Jack London (Çev: Anjel Selver), İstanbul; Oda Ya­yınevi, 1988
  • Ateş Yakmak, Jack London (Çev: Memet Fuat), İstanbul; de Yayınları, 1965
  • Roman Özel Sayısı, Türk Dili Dergisi, Ankara; Aralık 1964
  • Denizler Serüveni: Irving Stone, Jack London, (Çev: Fatma Muhterem), İs­tanbul; E Yayınları, 1972
  • Bir Alkoliğin Anıları, Jack London (Çev: Osman Çakmakçı), Bordo Siyah Yayınları, 2004
  • John Barleycorn, Jack London, (Çev: Ali Şan), Cem Yayınevi, 2010,
  • Uçurum İnsanları, Jack London (Çev: Osman Çakmakçı), Bordo Siyah Yayınları, 2005
  • Jack London mı, Martin Eden mi? Radikal gazetesi kitap eki, Ömer Türkeş, 2006
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Martin_Eden

 

 

 

Yorum bırakın