
12 Şubat 1938 doğumlu ozan ve akademisyen Ergin Günçe, İstanbul Erkek Lisesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni, İngiltere’de London School of Economics’te yüksek lisansını, Fransa’da Sorbonne’da da doktorasını bitirmiş, ardından Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapmıştır.
Şiir yazmaya 1953 yılında başlamış, 1960 yılından sonra şiir ve siyasal yazıları Değişim, Dost, Papirüs, Yeni Ortam, Yeni A, Ant ve Sosyal Adalet gibi dergilerde yayımlanmıştır. İlk şiirleri İkinci Yeni’den izler taşırken daha sonra kendine özgü bir dil ve imge yaratmış olan Günçe bir seminer için gittiği Fransa’dan dönerken 16 Ocak 1983 tarihinde Ankara Esenboğa Havaalanı’nda meydana gelen uçak kazasında genç yaşta yaşamını yitirmiştir.
1964 yılında “Gencölmek” adlı şiir kitabından sonra, 1974 yılında, “Büyümenin Ekonomi Politiği” adlı bir çeviri çalışması ve ölümü sonrası basılmış “Türkiye Kadar Bir Çiçek” adlı yapıtları olan Günçe yaşamının 1974-1978 yılları arasındaki dönemini de Fransa ve Almanya’da geçirmiş, 12 Mart darbe döneminde siyasal düşüncelerinden ötürü ODTÜ’den uzaklaştırılmış ve bir süre tutuklu kalmıştır.
Ergin Günçe, 1970’lerin ünlü “Yeni A” dergisinde daha çok “ölüm” ve “özlem” izlekleri, kendine özgü bir dil ve biçemdeki şiirleri ile dikkat çekmiştir.
Şiirlerinde çocukluk anıları ve içerisine gizli bazen de açık bir “ölüm duygusu” koşut ilerler. İlk dönem şiirlerinin zaman geçtikçe geliştiğini, özgünleştiğini, eski şiir ve İkinci Yeni’den ayrıldığını evrensel ve toplumsal duyarlılık içerdiğini görebiliriz:
“Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize”
Ergin Günçe şiirinde ölümler doğal yollarla değil, başkasının eli ya da araçlarla olur. Ancak Günçe şiirlerindeki ölüm izleğinde yaşama sevinci ve umudu asla bırakmaz. Politik duruşu gibi ölüme direnişi de yüreklicedir.
Ergün Günçe’nin “Naylondur eski şiir / Üretimi, üleşimi, dirliği bilmez /Aşklarıyla iskambil oynadığı için / Yalnızlıktan bırakır bir sakal/” dediği eski şiire ve “Garip”e hatta “İkinci Yeni”ye karşı geliştirdiği bir dil vardır.
Yaşamının ve çağının toplumsal ve politik olguları onun şiirini geliştirmiş, düşüngüsel ve tam özgün bir biçime sokmuştur. Şiirlerinde, yürekli duruş sergilemesi, takıntı biçime gelmiş içten ve açık sözlülüğü; bir yanı hep üzünç içeren coşkulu anlatımı ayrı bir şiir dili yaratmıştır. Bunu şiirlerinden birinde şöyle görmekteyiz:
“Tanrının katında, çatı katında
İnsan da yargılanır, köpek de, kuş da
Balık bile yargılanır şeytana uydukça.
Açık ve aydınlıktır dersimiz
Herkesi bir yargıç olarak düşüneceğiz
Herkesi bir sanık olarak süsleyeceğiz
Herkes bir savcıdır zaten doğuştan”
Günçe şiiri sivri dilli olarak düşünülse de bu onun, dürüstlük ve içtenliğinden ileri gelir. Yeri geldiğinde yakın ozan dostlarına bile yergiler yapmaktan çekinmeyen bir ilkedir bu.
Günçe’nin, “Şehirli Şairler Antolojisi” şiirinde “Cemal Süreya hesaplı şair / Boyuna boynunu ve aşkını ölçüyor” dediği dostu Cemal Süreya ise onun “Gencölmek” kitabı için şöyle der:
“Ergin Günçe, bunları hayatı değiştirme duygusundan dünyayı değiştirme aşamasına geçmiştir. Ancak bir savaşçı gibi değil de, bütün hesaplarını vermiş eski bir uygarlık gibi konuşmaktadır.”
Yaşam felsefesinde son derece açık sözlü olan Ergin Günçe’nin, şiirleri ise tersine çoğunluk kapalı ve güç anlaşılır özelliktedir. Bu özgünlük ve yenilik onun günümüz Türk şiirinin beslendiği kaynaklardan biri olmasını sağlamıştır:
“Dönersen ıslık çalarsın
Yol uzun, Su karanlık
Otur bir çardak altına
Bırak biraz Yağmur yağsın”
Ergin Günçe’nin “Gencölmek” adlı ilk şiir kitabındaki şiirlerinde çok görmediğimiz politik konular sonraki şiirlerinde yoğunlaşır. Gencölmek’te “Bir Kral mı Önemli Bir Kedi mi” ve “Eski Mustafa” şiirlerini bu bilge ozanlığa doğru gelişimine örnek verebiliriz. Kendisi de bu gelişimi “Türkiye Kadar Bir Çiçek” kitabındaki -iki ayrı biçimde yazdığı- “Mayıs Günleri İçin Ağıt ” şiirinde kanıtlar:
“Ortalık karışıktır
Ezanda çocukları asabilirler
Aysız ve kanla ısıtılmış Gece
Bir Mayıs gecesi belki de
…
Ortalık karışıktır
Yusuf’un ütüsüz bir gömleği bizde
Hüseyin yüzümde bir rüzgâr Hüzün kaldı
Deniz bir koyu ateşle tutuşup yandı işte”
Yine “Yargı Yöntemi Dersleri”, “Bu Tanrı Dedemden Kaldı Bana”, “Ortalama Bir Tacir İçin Kurnazca Öneriler”, “Bir Celladı Tanımak İçin İlk Akla Gelen Sorular”, “Sen Nerdesin, Yargıçlar Nerde”, “Bayrama Gitmeyen Üç Çocuk”, “Bir Temmuz Gelini Toprağa Verildi Bugün”, “Uzaktan Bir Davul”, “Saçmasapan Bir Şiir” şiirleri yeni bir biçem, yeni bir dil, sözcüklerin az, öz ve yerinde kullanılması, soyut anlatımlar, içtenlik ve yüreklilik (cesaret) içeriyor.
Kullandığı bazı sözcükleri büyük harfle yazması, şiirde kendine özgü simge ve imgeler kullanması, beylik sözler ve savsöz (slogan) sözlerin hiç yer almaması, dünya görüşünün ustalıkla yansıtılması, üzünç ve gülmece de içeren özgün bir dil Günçe’nin şiirinin belirgin özellikleridir.
Oğlu Dadal Günçe’nin internet üzerinde de okunabilecek bir söyleşisi, bu değerli ozanın insansal ve sanatsal yönleriyle ilgili çok güzel bilgiler veriyor.
Dadal Günçe, babasının güç geçmiş bir çocukluk yaşadığını, fabrika işçiliği yaparak bir yandan da okuduğu liseyi birincilikle bitirdiğini, bursla okumak için Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine girişini anlatıp, onun geçirdiği güç yılların onu duygularını açıkça belli eden bir insana dönüştürmüş olduğunu söylüyor.
Oğul Günçe, onun çok kızan, çok gülen, çok okuyan, çok çalışan, çok konuşan ve çok özverili biri olduğunu, Ergin Günçe’nin bakış açısında eş, çocuk, kardeş ve başkalarının hep önce geldiğini de anlatıyor. Anlatımlardan ve yaşamöyküsünden Günçe için “bencillik” kavramının olmadığını, “özveri”nin yaşamında en sıradan bir davranış biçimi olduğunu açıkça görmekteyiz.
Dadal Günçe, babasının ezberden şiir okuma konusunda arkadaşlarının bugün bile unutamadıkları bir güçlü belleği olduğunu, kendi şiirleri dışında, Turgut Uyar, Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Ece Ayhan, Sezai Karakoç, eskilerden de Mehmet Akif, Yahya Kemal gibi ozanların şiirlerini de ezberden okuyabildiğini söylüyor.
Günçe’nin dostluk kurduğu Cemal Süreya, Ece Ayhan, Turgut Uyar, Kemal Özer, Onat Kutlar, Ülkü Tamer, Erdal Öz, Enis Batur ile sıkı ilişkileri olduğunu, Yaşar Kemal’i ve Ahmet Arif’i eskiden beri tanıdığını da oğul Günçe’den duyuyoruz.
Yukarıda da söz ettiğimiz gibi, 1964’te çıkan Gencölmek”ten sonra yıllar sonra, 1980’lerin sonunda basılabilen “Türkiye Kadar Bir Çiçek” -Gencölmek’teki şiirleri de kapsayarak- toplu şiirler biçiminde yayımlanabilmiştir.
Ergin Günçe’nin bu yapıtında toplanmış son dönem şiirleri gelişimini ve öteki ozanlardan ayırdını açıkça gösterir. Ölümünden sonra uzun bir süre anılmayan, bir dönem unutulmaya yüz tutan değerli ozanın, ancak son yıllarda baskısı yapılabilen ve en son 2016 yılında Yapı Kredi Yayınlarından basılan kitabı, ozanın uzunca bir aradan sonra yeniden anımsanmasını sağlamıştır.
Ergin Günçe’nin şiirlerini döneminin dergilerde sık görmemize karşın, yaşarken basılı yalnızca bir kitabının olmasına yaptığı yorum da ilginçtir:
“Ölümümden yirmi-otuz yıl sonra okumaya başlarlar herhalde.”
“Güneş nasıl olsa doğacaktır /Horozlar ötmeye başlar başlamaz” diyen, otuz beş yıl önce 16 Ocakta yitirdiğimiz devrimci ve dirençli ozan Ergin Günçe’nin yapıtlarının da aynı devrimci ve dirençli özelliklerde olduğu ve sonsuza dek yaşayacağı kuşkusuz. Yazımı onun “Tutuklu Gençler Arasındayım” şiirinden bir bölümle bitirmek isterim:
“Çocuklar sabırlı olun
Tutsaklık özgürlük arasındayız
Bağımlılık bağımsızlık arasındayız
Bugün ile yarının arasındayız
Düzen ile Devrim arasındayız
Ovalar Dağlar arasındayız
Çiçekler, Ormanlar, Çalılar, Kuşlar, Kayalar…”
Cem BAYINDIR
5 Ocak 2018
KAYNAKÇA :
1) Türkiye Kadar Bir Çiçek, Ergin Günçe 2016, YKY
3) Söylem Filoloji Dergisi, Ergin Günçe Şiiri Üzerine Tematik İnceleme, S. Gökçe Uygun, Aralık 2016
4) Ergin Günçe için birkaç kelime, Onur Caymaz 09.05.2010 (https://www.birgun.net/haber-detay/ergin-gunce-icin-birkac-kelime-17270.html)
5) Parende Dergisi 15.07.2016, 15. Sayı.
Yorum bırakın