
17 Nisan “Köy Enstitüleri”nin kuruluş yıldönümü. Herkesin bildiği bir şeydir ama yineleyeyim, danışman olarak ülkemize gelen ABD’li eğitimci John Dewey (1859 -1952) “Türkiye’nin ‘Köy Enstitüleri’ düşlerimdeki okullardır” sözünü boşuna söylememiştir.
Köy Enstitüleri üzerine Colombia Üniversitesinde bir doktora çalışması yapan Fay Kirby’nin (1926-1990), “Bu okullar dünya eğitim tarihi içinde etkilenme kaynakları olmakla birlikte bütünüyle Türkiye’ye özgü eğitim kurumlarıdır” dediği; Amerikalı, Avrupalı eğitimcilerin övgülerle söz ettiği bu sistem tüm dünyanın ilgisini çekmiş, ansiklopedi ve bilimsel dergilere girmiş, UNESCO’ca dünya eğitim sistemine önerilmiştir.
Gerçekten de, “Köy Enstitüleri”nin kuruluşu yüzlerce yıl unutulmuş Türk insanına hak ettiği önemin verildiği andır.
Köylerden, taşradan, unutulmuş uzak yerlerden kız-erkek tüm çocuklara aynı önemde, eğitim verilmesi, çağdaş yaşam koşullarına uyum sağlamaları, ileride yapacakları tüm iş ve görevleri bilimsel disiplinde yapabilmeleri sağlanacak, kısaca “insan odaklı” bu düşünce Kurtuluş Savaşı’nın son aşaması, son adımı olacaktır.
1935-1946 yıllarındaki bu büyük düşünce yani Türk sistemi “Köy Enstitüleri” hem özgünlüğü hem toplumsal, hem kültürel hem de eğitimsel yanıyla tam da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün düşlediği bir eğitim sistemiydi.
Yeni Cumhuriyetin ve Atatürk’ün en büyük amacı Türk halkının çağdaş, uygar bir toplum olabilmesidir. Yeni devlette ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel alanda önemli çalışmalar yapılıyordu.
Eğitimde de 1924’te çıkarılan “Öğretim Birliği Yasası”yla ilk adım atıldı, artık bir sonraki adım da “harf devrimi” olacaktır.
Yeni Cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine bağlı İsmail Hakkı Tonguç çok çalışkan, bilime inanan, uygar yaşamı benimsemiş değerli bir eğitimcidir. Atatürk’ün “Köylü ulusun efendisidir” sözünü ilke edinmiş, Türk toplumunu ve köylüsünü gözlemlemiş, köylüye güven duymuş, yeni devleti kuran halkın eğitim sistemini de başarıyla kuracağına yürekten inanmıştır.
O yıllarda, Türk insanının %83’ü kırsalda yaşıyordu. 40 bin köyün 35 bininde öğretmen yoktu.
Bu olanaksızlığa karşın büyük yardımlaşma, dayanışma ile kısa sürede “Köy Enstitüleri” adıyla Anadolu bozkırlarında kültür ve uygarlık merkezleri kuruldu. Köyler canlandı, insanlar uygarlığı, eğitimi kapılarında görmeye başladılar.
Dönemin Milli Eğitim Bakanları Saffet Arıkan ve Hasan-Âli Yücel’in, genel müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un ve öteki tüm kahramanların Kurtuluş Savaşı’nın ruhunu, büyük dayanışmasını eğitim alanında da sürdürdüklerini görüyoruz.
Bu düşünceyle 17 Nisan 1940’ta “Köy Enstitüleri Yasası” çıktı. Yılda 300-500 mezun verebilen “Köy Öğretmen Okulları”, “Köy Enstitüleri”ne dönüştürüldü ve yenilerinin kurulması kısa bir sürede gerçekleştirildi.
Bu okullara köy çocuklarının alınması, yalnız onların köy yaşamına yatkınlığı nedeniyle değil, Atatürk’ün devrimci ulusal eğitim ilkelerine, yurdun tüm çocuklarına fırsat eşitliği ve toplumsal adalete uygunluk bakımından da gerekliydi.
Türk devrimini kavramış devlet adamları İnönü, Saffet Arıkan, sonrasında Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç Atatürk’ün eğitim alanında yapmak istediklerini gerçekleştirmeye koyuldular.
17 Nisan 1940’ta kabul edilen Köy Enstitüleri Yasası ile Türkiye Cumhuriyeti’nin belki de önünü sonsuza değin açacak bir eğitim devrimi başlıyordu.
Tonguç şöyle diyor:
“Köylüye bir şey öğretebilmek için ondan birçok şey öğrenmek gerekir. Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına münevver (aydın) insanın mezar taşı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını anlayamayız. Köylüyü anlayabilmek, duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lazımdır. Onun içtiği sudan içmek, yediği bulgurdan yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir.”
Köy öğretmen ve eğitmenleriyle, köylerde hem öğretmen, hem de tarım ve sağlık görevlisi olarak çalışacakları yetiştirmek amacıyla ve “En Yüce Değer İnsandır” ilkesiyle kurulmuş bu okullarda yeni Cumhuriyetin ilkelerine bağlı, laik, ulusal, uygulamalı ve karma eğitim verilecek, çocukların, köylülerin özgüveni yüksek, sorgulayabilen, eleştirel düşünebilen, sorun çözebilen bir anlayış ile yetiştirilmesi başarılacaktı.
Dünyadaki hemen hemen tüm devletlerin katıldığı, milyonlarca insanın öldüğü II. Dünya Savaşı koşullarına ve yeni kurulmuş, dar gelirli bir ülke olmamıza karşın imece yöntemiyle önce 14 sonrasında da 7 olmak üzere yapılan 21 okulda başlayan eğitim ile 20.000 mezun verilmiş, binlerce insan bugünkü üniversitelerde bile olmayan yüksek bir bilimsel anlayış ile eğitim görmüş ve aydınlaşma yolunda çok büyük bir adım atılmıştır.
1937’de Eskişehir’e bağlı Çifteler’de, İzmir Kızılçullu’da (1937), Edirne Kepirtepe’de (1938) ve Kastamonu Gölköy’de (1939) dört Köy Öğretmen Okulu açılmış Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde, ilköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç olmuş ve Köy Enstitüleri’nin kurulması için yasa, 17 Nisan 1940 günü, 426 milletvekilinden Kazım Karabekir ve arkadaşlarından oluşan 146 üye oylamaya katılmadığından, 278 oyla, 3803 No.lu yasa olarak kabul edilmiş ve 17 yeni köy enstitüsü açılmasının yolu açılmıştır.
“Adana/Düziçi”, “Adapazarı/Arifiye”, “Ankara/Hasanoğlan”, “Antalya/Aksu”, “Aydın/ Ortaklar”, “Balıkesir/Savaştepe”, “Diyarbakır/Dicle”, “Erzurum/Pulur”, “Eskişehir/Çifteler”, “Isparta /Gönen”, “İzmir/Kızılçullu”, “Kars/Cılavuz”, “Kastamonu/Gölköy”, “Kayseri/Pazarören”, “Kırklareli/Kepirtepe”, “Konya /İvriz”, “Malatya/Akçadağ”, “Sivas/Yıldızeli”, “Samsun/Ladik”, “Trabzon/Beşikdüzü” ve son olarak da “Van/Erciş” kurulan okullardır.
Trabzon’da öğrencilere “balık, balıkçılık”, Malatya’da “kayısı, tarım” gibi, bulunulan bölgenin koşullarına göre de eğitim veriliyor, mevsimsel özelliklere göre, bilimsel çevrelerden aldıkları teknik yardımla kendilerinin programlayacakları dersler ile hem çağdaş hem de bilimsel, hem de demokratik bir eğitim anlayışı getiriliyordu.
Genel Kültür, Ziraat, Teknik dersler olmak üzere üç ayrı bölümde, haftada 44 saat ders verilen okullarda görülüyor ki, derslerin yarısı genel kültür dersleri, dörtte biri tarım, dörtte biri de teknik derslerden oluşuyordu.
Okulu bitiren iyi öğrencilerin “Yüksek Köy Enstitüsü”ne alındığı ve Sabahattin Eyuboğlu, Pertev Naili Boratav, Cavit Orhan Tütengil, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Vedat Günyol gibi Türkiye’nin en değerli aydınlarının ve hocalarının ders verdiği bu yüksek enstitü bugünkü en yüksek puanlı okullardan bile daha bilimsel ve seçkin bir eğitim sunuyordu.
Çok sayıda yazar, bilim adamı, akademisyen, ozan, sanatçı yetiştiren, köy çocuklarına olanak sağlayan, kültür ve sanat yaşamına etki eden bu okullar belirttiğimiz gibi 1935’lerde tasarlanmış, 17 Nisan 1940 tarihinde yasal temele oturtulmuş, 1953 yılında öğretmen okullarına dönüştürülüp ardından 1954 yılında bir yasa ile de kapatılmıştır.
Tutucu çevreden ağır eleştirilere uğrayan, tek parti okulu olduğu, komünist eğitim verildiği, kimilerince de tersine, faşist bir eğitim yapıldığı, ahlak ve din düşmanı gençler yetiştirildiği, kızlı erkekli eğitim ile Türk kültürüne aykırı olduğu, tek tip insan yetiştirmeye odaklı olduğu, insanları köye tutsak ettiği, kentleşmenin ve sanayileşmenin “Küçük Amerika” olmanın önüne geçtiği vb. gibi haksız suçlamalar bugün bile tartışma konusudur.
Aynı okullara sol ve aydın yazar ve sanatçılardan da haksız yere küçük düşürücü, verilen eğitimi aşağılayıcı, faşist Almanya tipinde eğitim verildiği savıyla sert yorumlar da yapılmıştır.
Oysa “Köy Enstitüleri”nde eşitlik ilkesi en önemli ilkedir. Din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin insanı eşit düşünür.
Öğrenciler yapı, tarla işlerinde çalışırken öğretmenler de çalışmak yardım etmek zorundadır. Öğretmenlerle öğrenciler aynı yemekleri yerler.
Büyük öğrenciler, küçüklere asla saygısızlık yapamaz, onları ezemezler. Güçsüzlerin ve hastaların işlerinin, arkadaşları tarafından yürütüleceği açıkça belirtilmiştir.
Örgütlülük ve disiplinin üst düzeyde olduğu bu okullarda, bilimsel eğitim yanında müzik, spor, güzel sanatlar gibi eğitimlerle çocukların kişiliklerinin çok yönlü gelişmesi sağlanır, herkesin gücüne göre iş yaptırılırdı.
“Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu İzahnamesi”nin bir yerinde şöyle diyor:
“Köy Enstitüsüne alınan öğrencinin yazdığı, konuştuğu dile önem verilir, düşündüğünü, duyduğunu, güzel, açık, doğru bir şekilde yazabilen insanlar olarak yetiştirilir. Köy Enstitüsü öğretmenlerinin, usta öğreticilerinin, kendi meslek ve işleriyle ilgili kaynaklarla birlikte senede en az, memleket ve dünya muharrirlerinden 24 eser okumuş olmaları ve aynı okuma zevk ve itiyadını talebelerine de sindirmeleri en başta gelen vazife şartlarından biridir.”
Yukarıda da söz ettiğim gibi kısa süre içerisinde Köy Enstitüleri 15 bin dönüm verimli tarım alanı yaratmış, binlerce dönüm tarla sürülmüş, yüz binlerce fidan dikilmiş, binlerce dönüm ham toprak üzüm bağına çevirmişti.
Kısa sürede 150 büyük yapı ve yenileme yapılmış, 60 atölye, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 100 km yol, 16 su deposu, 12 elektrik santrali, ambarlar, depolar, balıkhaneler kurulmuştu.
Ziraatçilik, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk gibi alanlarda da uygulamalı eğitim veriliyordu.
Dünya klasikleri, eski Yunan klasikleri, Doğu klasikleri tüm öğrencilerin ellerindeydi. Tiyatroda Shakespeare, Gogol, Çehov oynuyorlar, herkes en az bir müzik aracı çalıyor, Âşık Veysel gibi büyük halk ozanlarından, Cüneyt Gökçer gibi tiyatroculardan dersler alıyorlardı.
Bu düş yalnızca 14 yıl sürdü, Türkiye’yi “Küçük Amerika” yapmak sloganı ile işbaşına gelenler, cumhuriyet ilkelerinden ödünleri peş peşe vererek, “Sovyet Rusya tehlikesine karşı” ABD bağımlısı bir ülke olmayı yeğlediler. ABD de, Türkiye’deki bu okulların kapatılmasını istemişti.
Siyasetçilerin ve halkın içinden de, enstitülerin önemini anlayamayanlar, kişisel çıkarları ağır bastığından anlamak istemeyenler, bir süre sonra, türlü asılsız iftiralarla suçladıkları bu okulların ahlaksızlık aşıladığı, din düşmanlığı yaptığı, komünizm öğretildiğini, kızlar ve erkeklerin bir arada olamayacağını ileri sürerek, kamuoyunda özellikle dinsel ve milliyetçi söylemlerle büyük baskı oluşturunca, 1954 yılında Köy Enstitüleri kapatıldı.
Türk devriminin yenilikleri henüz özümsenmeden, “Köy Enstitüleri”nin kuruluş aşamasıyla da eş zamanlı patlak veren II. Dünya Savaşı’nın getirdiği bunalımın ilk faturası “Köy Enstitüleri”ne çıkarılmıştır.
Tutucu siyasetçiler değin kimi aydın sayılanların ve halk kesimlerinin de katıldığı bu söylemlerle insanlar öylesine bölünmüştür ki, bir yazar, duygularını “Köy Enstitüleri hakkında ne düşündüğünü söyle kim olduğunu söyleyeyim” sözleriyle yansıtmıştır.
Yüzlerce yıllık bir özlemi dindirmek, yurdu aydınlatmak amacıyla başlatılan eğitim seferberliği, göz kamaştırıcı atılım içinde hız kazanarak gelişirken, Atatürk ve cumhuriyet düşmanı gericilerle, yeni kurulan DP’nin tutucuları toprak ağaları çıkarlarının zarar gördüğünü düşünüp, birleşmişler, önce kurum zayıflatılmış, öğretmenler hedef gösterilmiş, suçlanmış, yıldırmaya girişilmiş, sudan nedenlerle yargılatılmışlardır.
Böylece bu olağanüstü düş yarım kalmış, köylerin gelişmesi, canlanması önlenmiş, toprak reformu rafa kalkmış, köylerden büyük kentlere akın başlamış, büyük kentler de ne yazık ki köye dönüşmüştür.
Belirttiğimiz gibi, tutucu ve gerici çevreden aldığı yıkıcı etkiler değin birtakım sol yazar, düşünürlerden de aşağılayıcı, hor görücü yergilere haksızlığa uğrayan Köy Enstitüleri’nin yaşatılması engellenmiştir.
Okulların uğradığı haksız ve yersiz yergilere, köy enstitülü çıkışlı köy yazını yazarları da uğramış, hatta Fethi Naci, Kemal Tahir, Ahmet Oktay gibi aydınlar köy yazını hakkında yergilerde bulunmuşlarsa da, aşağıda söz edeceğimiz yazarların Türk Yazınında çok önemli işler yaptığını kabul etmek gerekir.
Cumhuriyet tarihinden bugüne, “Köy Enstitüleri”nin önüne geçmiş genel bir eğitim kurumu yoktur.
Gerçekten de o dönemde “Köy Enstitülü Yazarlar Kuşağı” diye, yazın tarihine geçecek bir kesim oluşmuş, neredeyse bir kültür devrimi gerçekleşmiştir.
Öyle ki, Köy Enstitüleri ve Yüksek Köy Enstitüsü’nün Güzel Sanatlar Kolları yaşayabilseydi, sanatın her alanında, çağdaş müzik, sinema, resim, heykel, tiyatro gibi dallarda da büyük başarılar ortaya çıkacaktı.
Bu denli kısa sürede, ilk akla gelen Abbas Cılga, Abbas Sayar, Adnan Binyazar, Ahmet Köklügiller, Ahmet Uysal, Behzat Ay, Dursun Akçam, Emin Özdemir, Fakir Baykurt, Hasan Kıyafet, Kemal Burkay, şimdilerde hastanede sağlık sorunlarıyla uğraşan Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Nebi Dadaloğlu, Osman Bolulu, Osman Şahin, Pakize Türkoğlu, Sami Günel, Talip Apaydın, Garip Tatar (Ümit Kaftancıoğlu), Yusuf Ziya Bahadınlı gibi çok değerli insanları yetiştirmesi de Köy Enstitüleri sisteminin çağından çok ileride olduğunu kanıtlar.
Bugünkü çağ dışı, ezberci eğitim sistemiyle hiçbir okulun, yukarıdaki adlar gibi birbirinden değerli sorgulama yeteneği üst düzeyde, bağımsız kişilikli, toplumcu değerlere bağlı, yurtsever, aydın yazar ve eğitimcileri yetiştirmesi olası değildir.
Bunu son 30 yıldaki sanat ve kültür dünyamızın çoraklığı ve kısırlığı açıkça kanıtlamakta.
Görülüyor ki, 60 yıldır sürekli aşındırılan, yok edilen, yıkılan cumhuriyet değerlerinin en önemlilerinden biri de cumhuriyetçi, Atatürk devrimcisi, ulusal, çağdaş, demokratik “Köy Enstitüleri” olmuştur.
CEM BAYINDIR
17.03.2018
(*Üvercinka Dergisi, Nisan 2018, 42.Sayı)
KAYNAKÇA:
1) Aydemir, Şevket Süreyya, İkinci Adam, Remzi Kitabevi
2) Türkoğlu, Pakize, Tonguç ve Köy Enstitüleri, İş Bankası Yay. 1997
3) Tonguç, İsmail Hakkı, Köy Eğitim ve Öğretiminin Amaçları, Köy Enstitüleri II, Ank. 1944,
4) Karaören Sami, Varlık Dergisi, Sayı 991, Nisan 1990
5) Esendal Fethi, Varlık Dergisi, Sayı 991, Nisan 1990
6) Başaran Mehmet, Varlık Dergisi, Sayı 991, Nisan 1990
7) Apaydın Talip, Varlık Dergisi, Sayı 991, Nisan 1990
8- Şahin Osman, Varlık Dergisi, Sayı 991, Nisan 1990
9) Uğur Necdet, Varlık Dergisi, Sayı 991, Nisan 1990
10) Albayrak, B. Sadık,
http://www.gercekedebiyat.com/…/koy-enstituleri-ve-ede…/1527
11) Kahraman, Ramazan Tugay,
https://www.academia.edu/…/K%C3%B6y_Enstit%C3%BCl%C3%BC_Yaz…
12) Kirby Fay, Türkiye’de Köy Enstitüleri, İmece Yayınları, 1962
13) Bilgin Levent, Keban Gazetesi, 2016
14) Şengör, A.M. Celal, Hasan-Âli Yücel ve Türk Aydınlanması, 2016, İş Bankası Yay.
Yorum bırakın