KEBAN (KAHPE)KAYASI’NDAN NİMRİ DAĞI’NA, FIRAT IRMAĞI’NA BAKARAK DÜŞÜNMEK

36376854_10157404181558812_6203119036801220608_oKEBAN (KAHPE)KAYASI’NDAN NİMRİ DAĞI’NA, FIRAT IRMAĞI’NA BAKARAK DÜŞÜNMEK

Üniversite mezunu olup zar zor bekçi olarak iş bulandan tut da, utanmaz çıkarcılardan, ömrü Fetö köpekliği ile geçip şimdi düzen yalakalığı yapan riyakarlardan, asgari ücretliden emekliye birçok tanıdığım geçen hafta Facebook ve Twitter sayfalarından sevinç içinde karşıt görüşlülere küfür, hakaret dolu seçim mesajları gönderdiler…Bunlar, seçimi kaybetseler neler yapacaklardı, nasıl yönlendirilmişlerdi, hiç düşünmek, kafa yormak istemiyorum…

Bugün Türkiye’de dinciler, milliyetçiler, laikler, Kürtler partileri, yaşam biçimleri ile keskin bir ayrışma içindeler.

Sorumsuz siyasetçilerin oy uğruna bunu körüklediklerini ve bundan yararlandıklarını biliyoruz.

Cumhuriyetin herkesi eşit yurttaş ve tek ulus olarak birleştirme düşüncesi, aynı değerlere inanma, ortak değerler, ulusal dayanışma Batı destekli siyasetçilerçe yok edildi.

Oysa uzun yıllar sonunda, bir arada yaşamayı iyi kötü becerebilmiştik.

Birtakım göstergeler, ne yazık ki, ayrı inanç, düşünce ve görüşleri benimsemiş insanların hoşgörüden uzaklaştıklarını ve artık bir arada yaşamalarının güçleştiğini kanıtlıyor.

Bazı siyasetçilerin kasıtlı olarak başka partileri hedef gösteren açıklamaları, seçim gecesi ellerinde silahlar, sopalar, kavgaya hazır milislerin görüntüleri, o gece iki kütleyi, iki gökadayı birbiriyle sonsuz hızda çarpıştırır gibi, iki anlayışı karşı karşıya getirmeyi göze alanların bulunduğunu gösteriyor.

Halkın sağduyusundan olsa gerek bu topraklarda tarih boyunca toplumsal bir yangın, iç savaş hiç oluşmadı. Seçim gecesi ellerinde silahlarla havaya kurşun yağdıranlar şimdilik, bize acıyıp tek kale maçı ertelediler.

Bu risk, başımızda, başka bir zaman ve zeminde gerçekleşebilecek bir tehdit olarak durmakta.

Örneğin, bazı siyasetçiler ateşi hep taze tutmakta, bir partinin şehit cenazelerine alınmamasını, çelenklerinin çöplere atılacağını açıkça söylemekte, militan seçmenlerinin ruhuna hitap ederek gelecekteki -Allah korusun- korkunç olayların işaret fişeğini çakmaktadırlar…
Yazının başında bazı insan manzaralarından anlaşılacağı üzere, gündelik yaşamın olağan seyri içinde kendimiz de karşılaşıyoruz böyle saçmalıklarla.

Örneğin ben geçen gün birilerinin, “Elazığlılar bir Chp’linin milletvekili seçilmesini nasıl hazmedecekler?”, ya da “malum parti nasıl burada seçim kazanır” diyen siyasetçiler, kafa yapıları gördüm.

Görünen o ki insanoğlu var olduğu günden beri birlikte yaşamayı beceremiyor, düşman arıyor, karşıtını oluşturuyor ve onu yok etmeye çalışıyor…

Geçmişte bu işler, Yugoslavya, Hindistan, Pakistan, Yunanistan, İspanya, Kore, Irak, Yemen, Lübnan, Suriye’de de böyle yoğunlukta başlamıştı ve birbirlerini böyle yok etmişlerdi, halâ da ediyorlar…

Bugün dünyada uluslar, ırklar, mezhepler, dinler, kabileler arası savaşlar bol. Ayrı düşünen, inançları ayrı, ayrı giyinen, oturan, konuşan herkes birbirine düşman.

Umutsuzluk, felaket tellallığı hiç sevmediğim şeyler ama, ne yazık ki benim umutlu, iyimser düşüncelerim tükendi.

Halâ umut tacirliği yapıp, bizi umutlandıran, Pollyanna’cı siyasetçilerin de ağızlarına kürekle vurasım var…

Bugünkü hiçbir siyasal figürün bizi umutlandıracak, düze çıkaracak bir planı olduğunu sanmıyorum.

Bu ülkede geçmişte, azınlık halklarla birlikte yaşamayı beceremedik, göçüp gittiler. Şimdi de siyasal çıkar uğruna, laik-dindar, Türk-Kürt, Mümin-Kafir, Alevi-Sünni gibi keskin ayrımlar yaratanlar bir savaş halini, kutuplaştırmayı yükseltip, hoşgörüyü yok ediyorlar…

Siyasetçilerin bize işaret ettikleri şeytanlaştırılmış partiler, mezhepler, insanlar bize yabancılaşıyor… En yakın akrabalar, komşular bile, bıçaklarını bileyliyor, yüzlerine savaş boyaları sürüyorlar.

Oysa, değerli dostum, aydın insan Sadettin Aslan‘ın dünkü paylaşımı öyle güzeldi ki:
“Bir sokak satıcısının sesiyle uyandım: ‘Haydi, Kafka, Dostoyevski, Poe, Borgeeees! Hepsi yeni baskıııı!’ Pencereden aşağı baktım. Aynı anda sağ çaprazdan apartmanın üçüncü katından sepet sarkıtan kadın satıcıya seslendi: ‘Evladım Kafka’ların Kamuran Şipal çevirisi mi yoksa Ahmet Cemal mi?’”

Bir gün böyle bir ülke olabilir miyiz? Sanmıyorum, kültürden, sanattan, insansal değerlere yakışır yaşamdan, dürüstlükten, her türlü hakkın korunmasının ana ilke sayıldığı bir düzlemden koparılmış bir toplum böyle bir evrim geçirsin…

Boş hayal…

Siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel organları çökmüş bir ülkenin yurttaşları şiddeti, kavgayı, kutuplaşmayı severler, sanat, estetik, heykel, kitap, akıl, hoşgörü ve ayrı kültürlerden nefret ederler, çünkü öyle anlatılır, öyle öğretilir…

William Shakespeare’nin Hamlet’te dediği gibi “Çürümüş bir şeyler var Danimarka Krallığında”.

Evet ülkemizde kuralları, yasaları, ilkeleri olan devletin çöktüğünü, yok olmaya yüz tuttuğunu görmemek olanaksız…

Ve biz Kahpe Kayası’nda oturmuş, Fırat‘ın akışını izler gibi olanı biteni izliyoruz…

Cem Bayindirii
29.06.2018

Yorum bırakın