KURDUN ÖLÜMÜ- YAHYA KEMAL

Eğil_Dağlar

“Yahya Kemal’e de Sipahi Ocağında, ya da Park Otel’in barında sık sık rastlardım. Şişman gövdesi tıklım tıklım kendi benliği ile dolu olan üstat (usta), hoşsohbet (tatlı ve güzel konuşan) bir adamdı.

Bundan ötürü çoğu zaman birkaç hayranı bulunurdu yanında. Onlara kendi şiirlerinden mısralar okur, Osmanlı tarihinden vakalar (olaylar) anlatır, sırasına göre politik taşlamalar yapar, adam çekiştirirdi. Yerin dibine batırdığı birine ertesi günü rastlayacak olsa, her şeyi unutur, adamı bağrına basardı.

1920 yıllarında Millî Kurtuluş Savaşını destekleyen birkaç yazı yazmıştı İleri gazetesinde. Çok seviyor, çok önemli buluyordu bu yazıları.

Hele Alfred de Vigny’den ilham alarak (esinlenerek) kaleme aldığı “Kurdun Ölümü” başlıklı yazıya hayrandı. Büyük zaferi (Kurtuluş Savaşı zaferini) müjdeleyen (muştulayan) bir haykırış saydığı o yazıdan birçok cümleler belleğine iyice yerleşmişti. Kimi zaman tekrarlardı (yinelerdi) o cümleleri”

(Nadir Nadi, Perde Aralığından, s. 133)

“KURDUN DİŞİSİ VE YAVRULARI

Fransız mekteplerinde (okullarında) çocuklara şair Alfred de Vigny’nin “Kurdun Ölümü” diye meşhur (ünlü, tanınmış) bir şiiri okutulur. Bu şiiri dinlerken çocukların gözleri dolar, gönüllerinde saf (tertemiz) bir dağ rüzgârı eser. Fikirlerini hürriyet (özgürlük) ve istiklâl (bağımsızlık) sevdası alır.

Eski bir hanedanın asalet unvanını (soylu bir ailenin adını) taşıdığı gibi, hilkaten de asil (yaratılış olarak da soylu biri) olan şair Vigny sakin (soğukkanlı), münzevi (yalnızlığı seven), mütevekkil (işi oluruna bırakan) ve ahlâka en yüksek tarifini veren (anlatan) kadim (çok eski) felsefenin Revâkıyye (Stoacı) mezhebindendi. (kolundandı).

Kendi yaradılışına tamamıyla uyan bu mezhebin felsefesini hikâye kılıklı (öykü biçiminde) küçük bir şiirde canlandırmış.

Şair bu şiirinde bir kurt avındaki serencamını (yaşanan, başa gelen olay) anlatır:

Şair, dostları, birçok asilzadelerle (soylu kişilerle) dağlarda bir kurt avına çıkar. Vakit gece, ıssız bir ay aydınlığı var.

Alevlenmiş gibi yanan ayın üzerinden bulutlar geçiyor. Siyah ormanlar ufuklara kadar dayanıyor. Tabiatın böyle tenha bir saatinde avcılar birbiri ardından tüfekleri tetikte, yürüyorlar.

Bir aralık avcıların kurt avlarında en ziyade tecrübelisi (en çok deneyimlisi) yere yatıyor ve yerde taze tırnak izleri görüyor ve avcılara haber veriyor ki bu izler, oradan biraz evvel geçmiş iki kurtla iki yavrusunun izleridir.

Bütün avcılar hemen bıçaklarını hazırlıyorlar, tüfeklerini ve tüfeklerinin beyaz parıltılarını saklıyorlar. Ağaç dallarını ayıraraktan adım adım yürüyorlar, o sıra üç avcı duruyor, şair Vigny de ne gördüklerini aranıyor ve birdenbire karşısında iki alev saçan göz görüyor:

Kurt! Biraz ötede de yavruları ve gölgeleri raksa benzeyen bir kımıldanışla kımıldanıyor. Kurdun yavruları sessiz sessiz oynuyorlar, yavru olmakla beraber bir kurt sevk-i tabiîsiyle (içgüdüsel) biliyorlar ki düşmanları olan insanoğlu birkaç adım yakında, pusudadır.

Kurdun dişisi, bu tehlike karşısında, bir zamanlar Roma’nın banileri (kurucuları) Remus ve Romulus’u emzirdiği için Romalıların taptığı heykel gibi camit (donmuş, donuk) duruyor.

Erkek kurt anlıyor ki bütün yollar kapalı, ric’at tariki (dönüş yolu) kesilmiş, geliyor, ön ayaklarının tırnaklarıyla kumluğa saplanarak çömeliyor, üzerine atılan köpeklerin en ziyade cüretkârca saldıranını (en korkusuzca saldıran) seçiyor, o köpeğin gırtlağına dişlerinin bütün savletiyle (şiddet, güç) sarılıyor, avcılar üstüne vira (aralıksız, üst üste) ateş ediyorlar, vücudunu delik deşik bir hâle sokuyorlar, bıçaklarını böğrüne üşürüyorlar. (batırıp batırıp çekiyorlar)

Lâkin (Ama) kurt, demir gibi çene kemiklerini çözmüyor, köpeği bırakmıyor, nihayet köpeği gebertiyor.

Kurt, etine, kabzasına kadar saplı duran bıçaklarla çömelmiş kanlar içinde avcılara bir bakıyor. Avcılar tüfekleri tetikte, etrafını sarıyorlar.

Kurt ağzından akan kanları diliyle yalıyor, avcılara bir defa daha bakıyor. Nihayet nasıl öldürüldüğünü bilmeye tenezzül etmeksizin (başı dik, yiğitçe), iri gözlerini kapıyor ve hiçbir ses çıkarmadan ölüyor.

Şair Vigny, bu maceradan sonra başını tüfeğinin namlusuna dayıyor, dişi kurtla yavrularının peşinden koşmaya karar veremiyor ve diyor ki:

“Eğer bu iki yavru olmasaydı o güzel ve kederli dul, erkeğini bu büyük imtihan karşısında yalnız bırakmazdı!”

“Lâkin bir vazifesi (görevi) vardı, o iki yavruyu dağlara kaçırmak, onlara orada açlığa tahammül etmeyi (dayanmayı) ve şehirlerde bir lokma ekmeğe ve bir yatacak yere mukabil (karın tokluğuna) insanın önünde av avlayan zelil hayvanların (alçak köpeklerin) insanla akdettiği ittifaknameye (anlaşma yapmasına) hiçbir zaman dâhil olmamayı öğretmekti.”

Şair Vigny hikâyesinin bu noktasında kalmıyor ve felsefesinin bir cezbesiyle (Stoacı düşüncenin coşkusuyla) şiirini bitiriyor, diyor ki:

“Hayattan ve bütün ıztıraplardan (acılar, üzüntüler) nasıl feragat edilir (cayılır, vazgeçilir) ? Ey ulvî (eşsiz) hayvanlar, yalnız siz biliyorsunuz!”

Yeryüzünde ne olduğumuzu ve arkamızdan ne bıraktığımızı bir kere iyice hesap ettikten sonra anlaşılır ki “ulvî (yüce, benzersiz) olan ancak sükûttur (susmak, sessizlik), maadası zaaftır. (gerisi boştur)”

Şâir, kurdun o son bakışında ne demek istediğini anlıyor. Asil hayvan, o son bakışıyla demek istiyor ki:

“İnlemek, ağlamak, yalvarmak hepsi zillettir. (aşağılayıcı işlerdir). Kaderinin seni sevkettiği yolda uzun ve ağır vazifeni (görevini) dişini sıkarak ifa et! Sonra da benim gibi hiç ses çıkarmaksızın ıztırap çek ve öl!”

Bu kurt hikâyesi kaç defa beni derin derin düşündürdü.
Zannettim ki şair Vigny “bizi”, bizim maceramızı anlatmış!

O erkek kurt, ölen ordudur; o dişi kurt, anne Anadolu’dur; o kurdun yavruları İnönü ve Dumlupınar çocuklarıdır ki dul annelerinden aldıkları dersi tekrar ediyorlar:

“Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklâl!” ”

(Yahya Kemal Beyatlı)

Düzenleme ve parantez içlerindeki açıklamalar:
CEM BAYINDIR
26 Mayıs 2017

KAYNAKLAR :

1-Emin Özdemir, Anı ve Anı Dilimiz Üzerine, Türk Dili Dergisi, 1 Mart 1972
2-Yahya Kemal Beyatlı, Kurdun Dişisi ve Yavruları, 4 Mayıs 1921, İleri Gazetesi
3-Nadir Nadi Abalıoğlu, Perde Aralığından, 1965
4-Yahya Kemal Beyatlı, Eğil Dağlar İstiklal Harbi Yazıları, 1966
5-Alfred de Vigny, Kurdun Ölümü, 1839; La Mort du Loup.

Yorum bırakın