“Öğrencilerim, çocuklarımız, sevgi içinde, erdemi, hoşgörüyü, içtenliği, açık yürekliliği inançla yüceltsinler
isterim. İnsana saygı, her türlü yapmacığı, çıkarcılığı, ikiyüzlü buyurganlığı kovsun. Gönlümde üstüne titreyerek
büyüttüğüm umut bu.” (Akşit Göktürk)
9-10 yaşlarında, Ağın’da, Dedemin evinde geçirdiğim 1980 yılının yılbaşı gecesinde, babam, ilçedeki tek
kitapçıdan aldığı bir kitabı bana armağan etmişti. 17. Yüzyıldan Daniel Defoe’nun yazdığı Robinson Crusoe adlı
bir roman.
Kitabı elime alır almaz sayfaları nasıl bitirdiğimi, nasıl sevdiğimi, mutluluğumu bugün dile getirebilmem çok
güç.
Bu kitabı Türkçe’ye çeviren Akşit Göktürk ile ilk tanışıklığım o zaman oldu. Sonradan başka çevirilerini de
okuma olanağı bulduğum ve diline hayranlık duyduğum sanatçının bu dil ve anlayışını, o günden bugüne
izlemeye çalışırım.
1934 Van doğumlu olan Akşit Göktürk, 1960’ta İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve
Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiş, ardından aynı okulda asistan, 1965’te doktor, 1972’de doçent, 1978’de de İngiliz
Dili ve Edebiyatı profesörü olmuştur.
Yukarıda da söz ettiğim, Robinson Crusoe’nun Türkçedeki ilk tam çevirisiyle 1969 Türk Dil Kurumu Çeviri
Ödülü’nü kazanmış, uzun zaman Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.
Yeni Ufuklar, Türk Dili, Varlık, Yeni Dergi gibi dergilerde inceleme yazıları ve çeviriler yayımlayan Akşit
Göktürk, eleştirilerinde dil çözümlemelerine ve biçem sorunlarına ağırlık verdi. Denemelerinde yazar-düzyazı-
okur arasında kurulan iletişimin hangi dilbilimsel süreçlerle gerçekleşeceğini göstermeye çalıştı; yazının ancak
okurla bu biçimde tümlüğe ulaşabileceğini savundu.
Yazdıklarından, çevirilerinden görüleceği üzere, bir dil kahramanımız olmayı hak eden bu bilim insanı, yazın
dergilerindeki fotoğraflarından anımsadığım kadarıyla, düzgün giyimli, yakışıklılığı ile bir doğu delikanlısı, bir
sinema sanatçısı görüntüsündeydi.
Özellikle, insanın, yüzyıllardır mutluluk, serüven, kaçış özlemlerinin bir simgesi olan ada kavramını, bu
kavramın İngiliz yazınında nasıl irdelendiğini örneklerle göstererek birçok yapıtı ve yazarı incelediği
“Edebiyatta Ada” adlı yapıtı, yazın, düşünce tarihi, dil ve felsefe üzerine okunması gerekli bir çalışmadır.
Yapıt şöyle bir girişle başlar; on altıncı yüzyılda, harita çizimleri yapan bir ressam, yine bir harita çizerken,
resmin bir köşesine, kendisi için de bir ada eklemesini isteyen karısını kıramamış ve bir köşeye düşsel bir ada
kondurmuştur.
İşte insanlık tarihi de, elindeki bu haritaya göre, denizleri, okyanusları gezerek, bu yitik adayı arayan, bulamayan
denizcilerle, gemilerle, bizim gibi insanların bu adaya ilişkin düşleri ve öyküleri ile doludur.
Şöyle diyor Akşit Göktürk:
“Engin denizlerde, dünyanın gürültüsünden patırtısından, gündelik tasalarından uzak, günlük güneşlik bir
adada yaşamayı, çocukluğunda, gençliğinde ya da yaşlılığında gönlünden geçirmemiş, düşsel bir adanın şiiriyle
büyülenmemiş insan var mıdır?”
1973’te yukarıda da anlattığımız “Edebiyatta Ada”yı, 1979’da Okuma Uğraşı’nı, 1986’da Çeviri, Dillerin Dili’ni
ve ölümünden sonra hazırlanan 1989 tarihli Sözün Ötesi’ni üretmiş olan Akşit Göktürk’ün birbirinden değerli
çok sayıda çevirisi de bulunur.
Mark Twain, Robert Louis Stevenson, John Steinbeck, Bertrand Russell, Samuel Beckett, Friedrich Dürrenmatt,
Maksim Gorki, Francis Bacon, John Connell, D. H. Lawrence, T. S. Eliot gibi yazarlardan yaptığı çeviriler
incelendiğinde onun Türkçe’de ve çeviride ne denli başarılı olduğunu görülecektir. Kanımca, özellikle
Denemeler (Francis Bacon), Robinson Crusoe I ve II (Daniel Defoe), Din ve Bilim (Bertrand Russell) çevirileri
eşsizdir.
1990’da Ankara’da Hukuk Fakültesi 2.sınıfındayken yarıyıl (kış) tatilinde Keban’a geldiğimde babam,
Ankara’daki kitapçılarda bulabilirsem, Francis Bacon’un “Denemeler” adlı yapıtını getirmemi istemişti. Ben
Ankara’da o kitabı bulmuştum, ama aldığım kitabı ona ulaştıramadan, babam ansızın vefat edince, “Denemeler”
benim için tinsel (manevi) bir anlam kazandı. Bu kitabı, babamdan bir bırakıt, bir kutsal metinmiş gibi, o yaz
boyu onlarca kez okudum. İşte bu beni içine çeken kitabın da İngilizce’den çevirisini yapan yine Akşit
Göktürk’tü.
Yazın tarihimizde, okuma, yazma, anlama, eleştiri, yorumlamada önemli yeri olan sanatçı, yazınbilimci,
çeviribilimci, yazın kuramcısı, denemeci, eleştirmen, öğretmen ve bilim adamı olan Akşit Göktürk, yazınsal
düzyazıyı alımlama (okurda oluşan yorum ve etki) biçimlerinden, çevirinin ayrı bir yazın kolu ve dili olduğuna,
dilde ve çeviride estetik bakış açısından, yepyeni yöntemler uygulamasına baktığımızda hem bir ilk, hem de
kendinden sonrakilere örnek olmuştur.
26 Şubat 1988 tarihinde, genç yaşta yitirdiğimiz Prof. Dr. Akşit Göktürk’ü saygı ve rahmetle anıyorum.
Cem BAYINDIR
10.Ocak.2017
Ada – Akşit Göktürk
Yazarın Yalnızlık Burcu- Semih Gümüş
Okuma Uğraşı – Akşit Göktürk
Sözün Ötesi – Akşit Göktürk
Çeşitli İnternet Siteleri
Yorum bırakın