BEDRETTİN CÖMERT (1940-1978) ÜZERİNE

images

“Bilim yumuşak bir döşekse / Bedrettin ayakta.. / Halk birikir cellât ölür / Zulüm bir başına kalır / İp çürür, kurşun çözülür / Bedrettin yaşamakta.”
(Gülten Akın)

“Eleştirmenlikle bakkallık arasında hiç bir benzerlik yoktur.
Yetenek ve bilinç işidir sanat, rastlantı değil.” (Bedrettin Cömert)

“Sanatçı fetvacısız yetişince, oyunsuz ve dalaveresiz bir biçimde kitleye yayılınca, daha çok sanatçıdır, daha kendisidir, daha yalın ve özgündür.” (Bedrettin Cömert)
Bundan birkaç yıl önce video kanalı Youtube üzerinden bir şeylere bakarken İtalyanca konuşan bir genç gördüm, tümcelerinin içinde tek tük Türkçe sözcükler ve “Bedrettin” adı geçiyordu. 10 dakika süreli videoyu baştan sona izlediğimde ben yaşlardaki bu kişinin Kemal Cömert yani, Bedrettin Cömert’in küçük oğlu olduğunu anladım.

1978 yılının 11 Temmuzunda düşünür, dilbilimci, sanat tarihçisi, eleştirmen, akademisyen, şair, dil ustası Bedrettin Cömert, İtalyan eşi ile birlikte arabasında kalleşçe kurşun yağmuruna tutulmuş, sanatçı 38 yaşında yaşamını yitirmiş, eşi de ağır yaralanmıştı.

Bu olaydan sonra İtalyan asıllı eşi Maria Agostina uzun süre tedavi görmüş, ölüm tehditleri sürünce, eşinin katledilmesinin ardından bir yıl bile geçmeden iki oğlunu alarak Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmıştı. Bedrettin Cömert’in şimdilerde biri 51 küçüğü 44 yaşında olan iki oğlu Türkiye’ye, Türkçeye çok uzaklar.

Kardeşi Faruk Cömert de, Hava Kuvvetleri komutanlığı yapmış Türkiye’nin övünç kaynağı olması gereken bir aileden olan Bedrettin Cömert’in değerini bilemediğimiz gibi geçen sürede onu yok edenler değer kazandılar, eli kanlıların adlarına kitaplar yazıldı, filmler çevrildi. Bu da ülkemizin nasıl bir yöne çevrildiğini gösteren acı bir durum.

Bedrettin Cömert, 27 Eylül 1940 günü Vezirköprü’de doğmuş, yoksul çocukluğunun ardından, ortaokul üçüncü sınıfta Sivas Lisesi’nde parasız yatılı olarak okumaya başlamış, şiirler yazmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bursuyla yurt dışında eğitim görmüş, Roma Üniversitesinde İtalyan Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiş, yurda döndüğünde Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi bölümüne akademisyen olarak girmiştir.

1977 yılında E. H. Gombrich’in “Sanatın Öyküsü” kitabını çevirmiş ve Türk Dil Kurumunun çeviri ödülünü almıştır.

Yeri gelmişken söyleyeyim ki, Türkiye’de yalnız sıradan insanlarda değil sanat ve yazın dünyasında da değer bilmezlik, kötüniyet kol geziyor.

Bedrettin Cömert’in sözünü ettiğim bu çevirisi sonraki yıllarda yayınevi sahiplerince neredeyse tümceleri, alıntıları bile kopyalanarak yeniden basılmış ve çeviren olarak da kendi adları yazılmıştır. Daha önce yazar Fahri Erdinç’in bazı şiir ve yazılarında da gördüğümüz bu ayıp, ne yazık ki Bedrettin Cömert’in bu çevirisinde de -sahipsizmişçesine- yinelenmiştir.

“Hep kötü şeyler yaptık şimdiye dek / örneğin öpüştük tenhalarda / kimi geceler birlikte yattık / seviştik / duymadık bir kere olsun / ürpertisini elele tutuşmanın / sonunda bitirdik aşkımızı / ah bir unutabilsek ne dersin / bunca yaptıklarımızı”

Aslında görev almak istememesine karşın Hacettepe Üniversitesinde terör olaylarını soruşturmak için kurulan bir komitede yer aldığı için öldürülen Bedrettin Cömert önemli bir Türk aydınıdır.
Kuruluşundan başlayarak sanata, bilime, yazına, eğitime, çağdaşlaşmaya büyük önem veren Atatürk dönemi cumhuriyeti, böylelikle, o olanaksızlıklar içinde Türk ulusu içinden yüzlerce aydın insan yetişmesini sağlamıştı.
1950’lerden sonra, yayılmacı (emperyalist) ülkelerin dümen suyuna giren yönetimler ve 70 yıldır içinde bulunduğumuz sorunların kaynağında yer alan bu durum, çağdaşlaşmayı yok etti, ters bir devrim oluşturdu.

Ülkenin yetiştirdiği en güzel en kaliteli insanlar birer birer bazen de toplu olarak yok edildi. İşte Bedrettin Cömert de bu yüz akımız aydınlardan biriydi.

“Yanıma yöreme bakınıyorum gece üstü / tüy uykularda bir köpek havlıyor / istasyon caddesi diyorlar o kör cadde / arkamdan soğuk yeller kovalıyor”

Bedrettin Cömert, eleştiriye estetiğe ve sanata, özgün bir bakış açısı getirmiştir. “İlk sanat kuramcısıdır, yalnız kuramcı da değil, yetkin ve başarılı uygulamacı ve öğreticiydi” diyor onun için Özdemir İnce.

Onun varlığına dek, eleştirmenler öne çıkardıkları ozanlar hakkında birbirlerinin yazdıklarını yineleyip durmuşlar, yine şiirin yapısından, şiir söyleminden, yazınsal söylemlerden haberleri bile olmamış, Bedrettin Cömert ise eleştiriye yepyeni bilimsel bir anlayış getirmiştir.

Bedrettin Cömert eleştirmenlerin önyargılı ve hesaplı oluşlarına da eleştiri getirir ve şöyle der:
“Eleştiricilik, insan ahlak yapısını en çok denemeye sokan bir meslektir. Parmakla gösterecek kadar azdır iyi başlayıp, sürdüren eleştirmenler. Sanıyorum, bir eleştirmen için en doğrusu, sanatçılardan uzak yaşamaktır. Onları yapıtlarında nasıl görünüyorlarsa öylece tanımak.”

Bir eleştirmen, bir yapıtı yere vurmakla yazarını küçültemez, ya da birini yüceltmekle ona ün bağışlayamaz. Zayıf eleştirmen korkaktır; büyük kafanın, büyük sanatçının büyüklüğünü sezse de, onu anlayamaz ve susmayı tercih eder. Şöyle sürdürür düşüncelerini (Bir Eleştirmen Bedrettin Cömert, s.13):

“Bugün eleştirmenlik, kitap tanıtıcılarına, fıkra yazarlarına ya da eleştiri yazdıklarını sanıp, yeteneksiz kalıntı dostlarının reklamını yapan, korkusuz sütunların korkusuz yazarlarına kalmıştır. Bugün, kendilerine bile sorsanız, “evet eleştirmenim” demekten utanacak kimseler, ceplerinde uluslararası eleştirmen kimliğiyle geziyorlar.”

İşte bu sanat tarihçisi, bu aydın kişilik 39 yıl önce aramızdan ayrıldı. Özdemir İnce’nin dediği gibi, ona kıyan katiller hem Türk kültürüne hem evrensel kültüre büyük zarar verdiler.

Yine Özdemir İnce, “Bedrettin’in katillerinin Ephesos kütüphanesini yakan Erosrat (Herostratos)’tan rezilinden daha aşağılık yaratıklar olduğunu anlıyorum” sözü ile yitirdiğimiz değerin büyüklüğünü örnekliyor.

Forum, Yansıma, Gelecek, Varlık, Soyut, Yeni Ufuklar, Yeni Ortam dergilerinde şiirleri yayınlanmış, 1970’ten itibaren “dil kaygusu, dil işçiliği, dil bilinci ve dil duyarlığı olarak gördüğü “şiir”i, şiir yazmayı bırakmış ve eleştiri alanındaki çalışmalarına ağırlık vermiştir. (Bir Eleştirmen Bedrettin Cömert)
“Kalmasın Ellerim Sizden Uzak” adlı şiir kitabı ölümünden sonra 1979 yılında yayınlanmıştır. İlk şiiri “İstanbulumsu” 15 Mart 1959 tarihli Varlık Dergisi’nde yayımlanmış olup, son yayımlanmış şiiri “Başlamanın Niteliği” ise 15 Ekim 1969 tarihlidir. (09.07.2017 Birgün Pazar Eki)

“Sonuçsuz kavgalarla doluyum / yalnızım / tek duvar benim karanlıkta kendimi yankılayan / ölgünüm / bu türkü çok yaşlandı artık / bu maviye her zaman tanıklık edemem / anlamıyor musunuz kendimi yanıtlamaktan usandım / pestilimi çıkardı amaçsız geçen günler / barsaklarımı deşsin istiyorum kalabalık / yüzüme yüzüme saldırsın sıkıntı / yeter ki ölümüm gürültülü olsun / yeter ki ölümüm gürültülü olsun.”

1993 yılında gericilerce yok edilen bir başka aydınımız Uğur Mumcu, Bedrettin Cömert için ölümünün ardından şunları yazmış:

“Ey milletvekilleri, ey senatörler, ey bakanlar kurulu üyeleri! Bir Doğan Öz kolay mı yetişir? Bir Bedrettin Cömert kolay mı yetişti? Bir Fahrettin Yılmaz, Cuma Ocaklı, bir İbrahim Osmanoğlu kolay mı yetişiyor? N’olur, işinizi gücünüzü bırakın, toplanın Ankara’da! Ne yaparsanız yapın, şu kan gölünü kurutun. Tatilinizi bırakın, parlamentoyu toplantıya çağırın, bir şeyler yapın, önlem alın. Şimdiye kadar almadığınız, alamadığınız önlemleri alın lütfen! … Bu kan seline basa basa, bu kurbanların cesetlerini çiğneye çiğneye iktidar olmak isteyenler varsa, Allah kahretsin onları! Vay Bedrettin Cömert kardeşim vay!” (09.07.2017 Birgün Pazar Eki)

Bedrettin Cömert’i herkesten daha çok anan, anımsayan bizlere aktaranlar, Özkan Eroğlu, Temmuz Korkmazgil, Özdemir İnce, Füsun Altıok, Tekin Sönmez, Öner Yağcı, Özgen Seçkin, Günsel Renda, Emre Kongar, İsmail Gençtürk’e de sonsuz saygılarımı iletiyorum.

Onun için “Cömert şairdi, eleştirmendi, sanat tarihi ve estetik öğretmeniydi, dilciydi, felsefeciydi, çevirmendi, polemikçiydi”. diyen Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bir şiiriyle yazıyı bitiriyor her iki değerli ustaya sonsuz rahmet diliyorum.

Saygılarımla.

SONUÇSUZ BİR TELEFON KONUŞMASI

……….
“bak bedri dinle beni,

dinle beni iki gözüm kardeşim

yücel diyor ki bedri

(kapı çaldı, bi dakka

……………….)

hayır zeki değilmiş,

akın’mış gelen.

akın diyor ki bedri

haltetmesin, gelsin diyor

gelsin de söyleşelim,

dadılık bitsin diyor.

kabarmış müzik damarı yine bizim gürler’in.

dalgaların, durakların dumanını attırıyor

bağırıyor minör minör,

barok dedikçe

ve gülüyor majör majör,

dokundukça tellerine enformasyon’un.

………..
………..
bırak şimdi çalışmayı, hacettepe’yi

kemal’i de yatır artık be kuzum,

yatsın kerata!

sen dünyanın en iyi,

sen dünyanın en doçent

sen dünyanın en baba

babasısın be bedri

bilmez miyim ben seni!

bak şimdi dinle beni

agostina kızmaz bana

boş lafı bırak!

hem kızacak ne var bunda be bedri

kadın değil, kumar değil be gözüm

biraz müzik

biraz sanat

biraz da laklak

hepsi bu

geleceksin değil mi

geliyorsun değil mi

gelmelisin mutlaka

bırak şimdi gülmeyi de evet de

hadi bedri
evet de!

çok da güzel çay demledim tam senlik

vallahi çiçek gibi

bir de güzel peynir var ki
harika

bilmiyorum

ablan bulmuş,

kaçtan almış

sormadım.

sormak neyi kurtarir ki be bedri

sele gitmiş değirmenin

şakşağı mı aranır ki!

ekonomi filan değil bu bizimkisi,

çürük yangın merdiveni be bedri

geliyorsun değil mi

geleceksin değil mi

gelmelisin mutlaka

domates, yeşil biber, maydonoz,

diri diri

kütür kütür

tam senlik

ekmek de taze bedri,

ekmek de be kardesim, ekmek de!

biz rakıya vuracağız besbelli,

sen çaya yumulursun.

ne yaparsın be bedri,

aradabir çekmeden de olmuyor

olmuyor be kardeşim olmuyor

şu dinine yandığımın dünyası

baka baka içine gözlerimizin

ediyorlar içine günlerimizin

hidrojen sallasan gıkı çıkmıyor

sabır kayası da sabır kayası!

…….
…….

hadi, hadi atla gel

bekletme bizi.

yücel’i bilmez misin be bedri|

doktor değil mübarek

gecikmiş tanrı

çay devirir bardak bardak

üstüne rakı

anlatırken sanırsın ki incesazdan hüseyni

ak gömleği geçirmesin sırtına,

hipokrat andı

bir de bahar bahar gülmez mi sana

al başını çık dağlara

yücel’i bilmez misin be bedri

sâfi tümör celladı

kızdırmasın gelsin diyor,

‘bin kelleyi bir cidaya dizerim

kızarsa beynim’

diyor

gürler’se çoktan yerleşti enformasyon füzesine

yıldızlar arasında mekik dokuyor.

yüreğimi çıkartmış koymuş masaya

beynimi çıkartmış koymuş masaya

insan denen karmaşığın dibini kurcalıyor

hayır hayır

buz koymuyor rakısına filozof doktor,

dna kullanıyor.

bana öyle geliyor ki azizim

dna da az gelecek böyle giderse

bizimkinin hızına

gürler’i bilmez misin be bedri,

alıyor da yüreğini insanın,

yerine bülbül yerleştiriyor.

bu hekimsel coşkunluğa gülüyor akın;

‘ allah be! ‘ diyor.

akın’ı bilmez misin be bedri,

simyacılık uzmanı,

lokman çömezi.

yeni dönmüş dağlardan güneş kokuyor.

bol bol ot toplamış, keyfi yerinde!

“lokmancilik oynuyoruz aman be abi”

deyip deyip emiyor aslan sütünü,

anasonla koklaşıyor kadehinde.

of be, of be!

amma da sakızlattık sözü be!

paveze de senin olsun,

maronetti de..

hadi artik, bırak artık, bırak şu çalışmayı.

kant da kalsın bu gecelik,

sossür de,

della volpe de..

yahu bırak kroçe’ yi bedri be

çaydanlıkta su kalmadı kardeşim,

bitirdi rakıları bu doktor gürler

alooo!

sesin gelmiyor bedri!

kemal sen mi oynadın bu telefonla?

banyoda mı baban yavrum,

dönmedi mi dedin daha,

dönmedi mi beytepe’den!

kemal yavrum, babanı istiyorum.

baban yavrum baban yok mu?

baban kemal,

baban yavrum,

nerde babacan?

bak bedri dinle beni

akın diyor ki bedri

alooo?

yücel diyor ki

aloooo?

gürler diyor ki bedri

aloo?

sesin gelmiyor bedri

bedri sesin gelmiyor!

sustur su gürültüyü,

sustur su asansörü,

şu radyoyu, şu müziği

şu kenti sustur bedri!

alooooo!

alooooo!

kemal sen çık aradan!

ergun oğlum baban nerede?

ben hüseyin, agostina

agostina, ben hüseyin!

kuzum neden yoksunuz,

neden kimse konuşmuyor bu telefona.

sıfırbir dinle beni,

sıfırüç dinle beni,

heey ptt nerdesin?

sıfıriki nerdesin,

bozukluk var nerdesin,

konuşmuyor nerdesin?

sıfırsekiz, sıfırdokuz

ahmet, mehmet, roma, berlin, moskova,

ses vermiyor ankara

ses vermiyor nerdesin?

sen bakıver gürler şuna,

sen bakıver yücel şuna,

akın, şuna sen bakıver kardeşim,

ses vermiyor bütün dünya,

ses vermiyor nerdesin?

yoruldum be çocuklar!

bunaldım bağırmaktan

kocaldım be çocuklar…

unuttum neresiydi,

bilmiyorum nerdedir,

nasıldır bilmiyorum.

bir yerler vardır elbet,

bildirin bir yerlere çocuklar.

‘geceler bozuk’ deyin,

‘gündüzler bozuk’ deyin,

yaşamak be çocuklar,

‘yaşamak bozuk’ deyin.

bildirin bir yerlere çocuklar,

aylara, yıldızlara, mars’lara, merih’lere

bir bilen yok mu sorun,

bir gören yok mu sorun,

sorun bedri kardeşi!

ne de güzel çay yapmıştım,

ne de güzel peynir vardı,

ekmek de taptazeydi…

o akşam beş kişiydik orada/biri gürler iliçin’di biri o/ biri yücel

kanpolat’tı, biri o/ biri akın çubukçu’ydu, biri o/ biri bendim, biri o…

o akşam dört kişiydik orada/ beşinci yoktu/ bedrettin yatıyordu

karşıyaka’da; kurşun yemiş, karnı tok”

(11.07.1979 – Ankara, Hasan Hüseyin Korkmazgil)

CEM BAYINDIR
11.07.2017

1- Özkan Eroğlu, Bir Eleştirmen Bedrettin Cömert,
2- Bedrettin Cömert, Eleştiriye Beş Kala,
3- Bedrettin Cömert, Kalmasın Ellerim Sizlerden Uzak,
4- Bedrettin Cömert, Eleştiriye Beş Kala,
5- Birgün gazetesi Pazar Eki 09.07.2017,
6- Yansıma dergisi, 9 Eylül 1972,
7- E.H. Gombrich, Sanatın Öyküsü,
8- Acılara Tutunmak, s.47, Hasan Hüseyin Korkmazgil.
9- Özdemir İnce yazıları,
10- Temmuz Korkmazgil’in yazıları, anıları,
11- Öner Yağcı, Bedrettin Cömert’in Aydınlığını Unutmamak, 2015.

Yorum bırakın