İBN HALDUN ÜZERİNE

Sosyolojik-Tarihin-Öncülerinden-İbni-Haldun

   -Tüm uygarlıklar (devletler) adaletsizlikten yıkılırlar- (İbn Haldun)

            -İbn Haldun öyle bir tarih felsefesi tasarlamış ve ortaya koymuştur ki, bugüne kadar hiçbir yetenek, hiçbir dönemde, hiçbir ülkede böylesine büyük bir yapıt yaratamamıştır- (A.Toynbee)

                        “E’t-Ta’rîf Bi-İbn Haldun ve Rihletuhu Garben ve Şarken” (İbn Haldun’un Yaşamöyküsü ve Batıya ve Doğuya Gezileri) kitabına göre, asıl adı Abdurrahman olup “İbn Haldun” (Haldun’un oğlu) diye bilinir.

                        Güney Arabistanlı “Haldunoğulları” ailesine adını veren büyük dedelerinden biri olan “Haldun”, Yemen’den Endülüs’e (İspanya’ya) gelmiş, çok uzun süre, İşbiliye’de (İspanya, Sevilla) devlet ve yönetimde önemli rol oynamış daha sonra Afrika’ya, 13. yüzyılın ortalarında da Tunus’a göçmüş ve İbn Haldun da 1332 yılında burada doğmuştur.

                        Haldunoğulları’nın atalarına (Hucr oğlu Vâil) Hz. Peygamber’in ilgi gösterip, şalını yere serip onu üzerine oturtup onun için “Tanrım! Hucr oğlu Vâil’i, onun çocuğunu, çocuğunun çocuğunu, ta kıyamete dek kutlu eyle!” biçiminde dua ettiği söylenir. “Haldun” sözcük anlamı olarak sonsuz demektir.

                        İbn Haldun Kuran, hadis ve “fıkıh” (İslam Hukuku) konularında “icazet” almış önemli hadis kitaplarını ezberlemiş, yazı, hitabet, matematik, temel bilimler, mantık, felsefe bilimleri ve benzeri dallarda ders görmüştür.

                        İbn Haldun devlet yönetiminde de çok etkili görevler almıştır. Bir süre hapis de yatan İbn Haldun genç yaşına karşın bilgisi, kültürü, konuşmada ustalığı, uyaklı konuşmayı çok iyi becermesi ve şiirleri, kişiliği ve düşünceleriyle büyük ad yapmış, aynı zamanda “kadılık” görevine de getirilmiştir.

                        Tarihyazımı, toplumbilim, ekonomi gibi dallarda öncülüğünü gösteren çalışmaları olan İbn Haldun 1406 yılında Mısır’da ölmüştür.

                        Bugünlerde övünç duyduğumuz, İbn Sina’dan, Ali Kuşçu’ya, Ferîdüddin Attâr’dan Nasüriddin Tusi’ye, İbn Haldun’dan Ömer Hayyam’a, Al Kindi’den Razi’ye tüm Müslüman bilginler, zamanlarında dinsel saldırılarına uğramış, zındıklık yani dinsizlikle suçlanmışlardır.

                        İbn Haldun da çağının çok ilerisinde görüşleri ile her zaman böyle saldırı tehlikesi altında yaşamış, güçlükler görmüş bir bilgindir.

                        İbn Haldun yapıtlarında, ayet ve hadislere yer verse de amacının felsefe ve dini birleştirme olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü burada ilk amaç, dinsel verilerden yararlanıp görüşlerini dinsel çevrelere de aktarmak ve ikincisi, baskılar ve dinsel yönden suçlamalar karşısında, az da olsa kendisini savunabilmektir.

                        Dinsel hukuk ve kuralların (Şeriat), devletler için koşul olmadığını 14. yüzyılda ileri sürmek güç bir iştir. Bugün bile Müslüman ülkelerde, devlet ve hükumetin şeriatsız olamayacağı görüşü yaygın durumdadır.

                        Çağımızda bile dinsel hukuk düzeninin olması gerekir diyenler az değilken İbn Haldun, 14. yüzyılda, hem de “kadılık” görevindeki bir kişi olarak: “Devlet yönetimi için, dinsel hukuk ve kurallar (şeriat) gerekli değildir” görüşünü ileri sürebiliyordu.

                        İbn Haldun, toplumlarda peygamberlik kurumunu da insanlığın yaşamı için zorunlu görmemiş, yine, dinin gerçekleştirilebilmesi için kabile gücüne de gerek olduğunu ileri sürmüştür.

                        Dinsel hukuk ve kuralların (şeriat) devlet kurmak ve halkı yönetmek için “koşul” olmadığını söylemek onun yaşadığı dönemler için düşünülmesi güç görüşlerdir.

                        O dönemde (14. yüzyılda) kitaplılar (ehli kitap) ve peygamberlere uyanlar, kitapları olmayan ateşe tapanlardan sayıca daha azdırlar. Gerçekten de o dönemde örneğin ateşe tapanlar, dünyada en kalabalık topluluklardan birini oluştururlar. Kitapları, peygamberleri olmadığı halde, onların da yönetimleri ve uygarlıkları vardır.

                        Prof. Dr. A. Adnan Adıvar’ın da, İslâm Ansiklopedisi ve Tarih Boyunca İlim ve Din kitaplarında belirttiği gibi, İbn Haldun “Hilâfet” ve “İmamet” konularında da açık, ileri derecede görüşlerle ortaya çıkmış, “hükumet işinde şeriatın gerekli olmadığını” yazmıştır.

                        Adnan Adıvar, her iki kitabında da, bu tür görüşleri olduğu için İbn Haldun’un yapıtı Mukaddime’nin II. Abdülhamid döneminde yasak kitaplar arasına sokulmuş (gerek çevirisi gerekse aslının) olduğunu yazmakta.

                        Kaldı ki İbn Haldun, sıradan toplumbilimcilerden, bilim insanlarından ve din adamlarından da “din”i çok daha iyi bilmektedir. Tüm “İslâm bilim dallarını çok iyi okuyup öğrenmiş, derinlemesine incelemiş, bununla da kalmamış, dinleri karşılaştırmış, çeşitli inançlar üzerinde durmuş, araştırmalar yapmış bir düşünürdür.

  1. Comte gibi toplumbilim (sosyoloji) üzerine çalışmaları olan İbn Haldun, -kitaplarından da görüleceği üzere- (çevirileri bilim ahlakına uygun ve doğru yapılmış kitaplarından söz ediyorum), Comte’nin son zamanlarının tersine din ile toplumbilimi -her zaman- ayırmış, toplumbilimin ayrı bir bilim dalı olduğunu söylemiş ve özellikle “Mukaddime” adlı yapıtı ile Batı dünyasında da övgü ile karşılanmıştır.

                        Hakkında sayfalar dolusu yazı yazılabilecek, toplumbilimin ad babası, bir matematikçi, bir olgucu (pozitivist: kısaca evreni ve doğa yasalarını en doğru ve akla en uygun biçimde anlatabilecek düşüncelere, varsayımlara inanan) olan Auguste Comte’un felsefesi, düşünceciliğe (idealizm) doğru giden ve daha çok çağdaşlığa uymak çözümlerini arayan felsefelerin karşısına, bilim temeli üzerine kurulmuş bir felsefe gibi çıkmıştır.

                        Sonradan, Comte «Büyük Varlık» dediği “insanlık” “İnsanlık Dini” diye kavramlar ileri sürmüş ve gizemciliğe (mistisizm: Tanrı’ya akıl ve bilgi yolu ile değil de duygu yolu ve sezgiyle ulaşma felsefesi) doğru yön değiştirmiştir.

                        Bu bakımdan bir çok yönüyle akılcı olan ve Yunan düşünürler özellikle Aristotales ve Platon’dan yararlanan, Arap dünyasından çok Batılılar ve Osmanlı aydınlarının ilgi gösterdiği İbn Haldun’u dinsel kimlikli gösterip, ömrünün son dönemlerini mistisizmle geçiren Comte’yi dinsizlikle eşdeğer tutmanın yanlışlığı kadar, İbn Haldun’u övmek için Comte’yi yermek de kanımca doğru değildir.

                        Her iki değerli bilim adamının karşılaştırılmasının bilimsel ve kültürel dünyada bir karşılığı yoktur.

                                                                                                                      CEM BAYINDIR 

                                                                                                                            21.05.2017

 

1) Mukaddime, İbn Haldun
2) Tarih Boyunca İlim ve Din, Adnan Adıvar
3) İslam Ansiklopedisi, Adnan Adıvar
4) Din ve Bilim, Bertrand Russell
5) Osmanlılarda İlim ve Din, Adnan Adıvar
6) İbn Haldun’un Toplum ve Devlet Kuramı, Oktay Uygun
7) Devlet, İbn Haldun
8) İbn Haldun: Tarih Biliminin Doğuşu, Yves Lacoste
9) 
http://odatv.com/peki-ibni-haldunu-turkiyede-kim-yasakladi-… , Barış Terkoğlu

 

Yorum bırakın