​HALK OYLAMASI 2017

“Millet ve ordu çare-i halas (kurtuluş yolu) düşünürken bu mevrus itiyadın (yüzyılların alışkanlığının) sevkiyle (yönlendirmesiyle) kendinden evvel (kendinden önce) makam-ı mualla-yı hilafet (halifeliğin yüksek makamını) ve saltanatın halas ve masuniyetini (saltanatın kurtuluş ve dokunulmazlığını) düşünüyor.

Halife ve padişahsız halasın (halifesiz ve padişahsız kurtuluşun) manasını (anlamını) anlamak istidadında (anlama yeteneğinde) değil.

Bu akideye (inanca) muhalif (karşıt), rey ve ittihat izhar edeceklerin (görüş ve düşünce belirtenlerin) vay haline! Derhal dinsiz, hain, merdut (lanetli/reddedilmiş) olur…”

(Söylev – Gazi Mustafa Kemal Atatürk)
Halk oylamasına az zaman kaldı. Devlet olanakları ve gücü kullanılarak, insanlar alanlara toplanıyor, devletin dolayısıyla milletin uçak, helikopter, yakıt ve parasıyla, siyasal güç üyeleri diledikleri sözleri gözdağları (tehditleri), söz vermeleri (vaatleri) aktarıp duruyorlar.
Daha önce kestirimimi (tahmin) söylemiş sonucun devletin gücünü yanına alanların dilediği biçimde çıkacağını ve anayasa (rejim) değişikliğinin geçeceğini düşündüğümü bildirmiştim.
15 yılımızda 3-5 beton yapı dışında hiçbir şey kuramayan (inşa) edemeyenlerin, anayasa değişikliğinden sonra da hiçbir şeyi kuramayacağı hatta, 1923 yılından bugüne güç koşullarda sağlanmış demokratik kurum ve kurucu değerleri daha da yıkacağını öngörmemiz olası.

 
Kaldı ki “Hayır” da çıksa siyasal güç bunu kabul etmeyecektir. Siyasal gücün bundan sonra -ağır bir seçim yenilgisi alması dışında- iktidarı bırakması kolay değildir.

 
Anayasa değişikliğinin kabulünden sonra Türkiye için eskiye ilişkin her şeyin yıkılacağını, Türkiye, Türklük gibi kavramların zarar göreceğini, yıkıma uğramış ama çökmemiş bazı kurumların, kavramların yok edileceğini eklemek gerekir.

 
Bir yandan Batıya meydan okurken, bir yandan, elde kalan tek tük banka ve kurumların da Varlık Fonu biçiminde bir torbaya alınarak dış dünyadan parasal medet umar duruma gelinmesini, ekonominin, adaletin, eğitimin, dış politikanın, ulusal birliğimizin, toplumsal değerlerin, bilim, spor, sanat, kültürün yerlerde sürünmesini -havuz basınını izlemiyorsanız- göreceksinizdir.

 
15 yılda yaratılan kutuplaşma, anayasa değişikliği istemi ile üst düzeye ulaştı. 2010’da bağlaşma (ittifak) yapanların bugünkü durumunu göremeyen muhalefet partilerinden biri – ansızın- gönüllü olarak bağlaşma istedi. Nedenini uzun uzun anlatmaya gerek yok.

 
Devletin gücünü ele geçirenlerin, sözlerini, bağlı ve yanlı basının yazdıklarını, anayasa değişikliğine karşı çıkanlara saldırlarını, onları aşağılamalarını, bunu doğal bir hakmış gibi görmelerini ve kutuplaşmayı yüksek doza çıkarmalarını ibretle izliyoruz. TV’ler, gazeteler aynı elden çıkmışçasına, kibir, alay, güç sarhoşluğu, şımarıklık ile hem siyaseti hem toplumu yok ediyor, bozuyor.

 
Halk oylamasının tek yanlı yaymaca (propaganda) ile yapıldığını, koşulların eşitsizliğini, çalışanların baskı altına alındığını ve bunun yarıştan başka her şeye benzediğini söyleyebiliriz.

 
Ülkede sanki tek bayrak, tek devlet, tek millet yokmuşçasına yapılan tanıtımlar, anayasa ile çok daha güçlü devlet oluşacağı savı, ekonominin, bilimin, dış politikanın coşacağını ballandırarak anlatan anlatana.

 
Bu ülkenin iç tüketim ve yapıya (bina inşası) dayalı bir büyüme dışında hiçbir şey üretmediğini ve hiçbir şeyin olumlu seyretmediğini herkes görüyor.

 
Büyümenin ancak bilimle olabileceği açık. Hele özerk olmayan, çalışmadan, araştırma yapmadan bilimsel gelişme olanaksızdır. Böylesi düşünce ve bilimsel özgürlüğün, üniversite ve bilimsel kurumların durumu ancak gülmece dergilerinin konusunu oluştururur.

 
Olağanüstü Hal uygulaması sürerken ve bugünkü yargının görüntüsü ile ekonominin sağlıklı işleyişinin olmadığı, olmayacağı da herkesçe belirtiliyor. Bugünkü, can ve mal güvenliği ortamı konusunda değerlendirmeyi herkes iyi kötü yapacaktır.

 
Sporda yenilgiden hakemi, enflasyonun yükselmesinde sivri biberi, terörün azmasında ana muhalefeti, ekonomide sıkıntıda Almanya ve ABD’yi, dış politikada Hollanda’yı, Türkiye’de her kötü gidişten de muhalefeti ve dış güçleri sorumlu tutmak artık kabak tadı veriyor.

 
Basında aylardır, “Haç ile Hilal’in savaşı” yaymacası ile ABD ve Batı karşıtlığı ile içten oy devşirmeye çalışan yazarların, Suriye’yi bombalayan ABD’yi tebrik etmelerini görmüş durumdayız.

 
Türkiye’nin tüm İslam devletlerinin, mazlum milletlerin lideri olmasının bu halk oylamasına bağlı olduğu savı da çok duyduğumuz bir söylem. Bunun gerçekleşmesinden mutlu olmayacak hiç kimse de yoktur.

 
Ama bunun dünyadaki ilk örneği olan Türk Kurtuluş Savaşı’na yine, Atatürk ve silah arkadaşlarına neler yapıldığını ve söylendiğini görüp de bu hamasetten umut duymak olası değildir.

 
Bizim Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşımız ve Lozan ve yeni Türkiye Cumhuriyeti, dünyadaki tüm mazlum toplumlara bayrak olmuştur.  Önce bunu iyi öğrenmek gerekir.

 
Mercedes, Audi, Volkswagen’den inmeyenlerin, bir elinde son model Iphone7 telefon ve son model lüks arabayla, çevresinde yüzlerce koruma ile Hollanda’da “Nene Hatun” olmaya özenenlerin mazlumların sesi olmayı başarabilme olasılığı yoktur.

 
Görülüyor ki, ülke büyük sıkıntılar içinde, sarsılıyor, bir geminin içinde sallanıyor, yalpalanıyoruz. Ülkede mutlu ve umutlu insan sayısı az. Geminin içindeyiz ve başımız dönüyor, midemiz bulanıyor, hasta oluyoruz.

 

Bir yerlere, dostlarımıza, ailemize, arkadaşlarımıza, yakınlarımıza tutunarak ayakta kalmak istiyoruz, çünkü tek başına gücümüzün yetmediğini anlıyoruz.

 
Oysa, çevremiz ve ortam durmadan mutsuzluk, durmadan kavga ve kutuplaşma üretiyor. Tv’de, gazetede, radyoda, mecliste, sokakta, yolda kutuplaşma, kavga.

 
Bu güzel ülkenin insanları olarak, yaşamı mutsuz güzel evimizi cehennem kılmak için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Bilginin, sağlığın, bu ülkenin, bu insanların, çocuklarımızın, dostlarımızın da değerini bilmiyoruz, demokrasinin, barışın, huzurun sevginin, hoşgörünün, inceliğin de.
Her gün tv, gazete, radyolarda içte dışta herkese meydan okuma, kabadayı söylemini, insanları aşağılayan, küçük gören, karşı çıkana “sen kimsin” diyen  gazeteci, siyasetçi, yorumcuları ne çok görüyoruz değil mi?

 
Biliyoruz ki, onlar da biz de bir süre sonra yok olup gidecek, izi silinecek, tarihe karışacak ölümlü canlılarız. Peki o zaman nedir bu siyasal bölünme, kutuplaşma, nefret söylemi ve yetinmeme?”

 

Herkesin sıradan (ölümlü) ve eşit olduğunu ve aynı haklara sahip olduğunu, kimsenin ötekinden ayrımının olmadığını kağıda döken Anayasa bir toplumun temel sözleşme ve güvencesidir. Yani ayrı (farklı) düşünen, ayrımlı (farklı) yaşayan, ayrımlı inanan herkesin yaşamını, özgürlüğünü, eşitliğini, haklarını koruyan hukuksal metindir.

 
Bizim yani Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlükçü, demokrat, gerçekten bağımsız, hukuka ve adalete dayalı, eşitlikçi, hoşgörülü bir anayasamızın hiç olmadığına, 1961 anayasasının bile yetersizliğine ben de katılıyorum.

 
Ama -ne yazık ki-, bir hafta sonraki anayasa değişikliği ile artık, huzur, barış, birlik, dayanışma içinde, el ele hepimizin can ve mal güvenliğini, geleceğimizi, ülkemizi, çocuklarımızı, haklarımızı koruyacak yasalar, anayasalar yapabileceğimiz umudunu tümüyle yok etmiş olacağız.

 
Saygılarımla…

 
CEM BAYINDIR

10 Nisan 2017
Kaynak :

1- Mustafa Kemal Atatürk -Söylev

2- Ömer Zülfü Livaneli  – Orta Zekalılar Cenneti

3- Levent Gültekin – http://www.diken.com.tr/nicin-hayir-diyorum/

4- G. Gürkan Öztan – http://www.birgun.net/haber-detay/son-perde-yalpalama-curume-ve-iflas-154679.html

5- Prof. Dr. Yakup Kepenek – http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/717348/Yarinin_Turkiye_si-_II.html

 

6- Çeşitli gazete ve internet yazıları

Yorum bırakın