1950 seçim kampanyasında, Demokrat Partili Tahsin Marmara kürsüye çıkıp “İsmet Paşa asker kaçağıdır” deyince halk müthiş alkışlar, İsmet Paşa’ya yuhlar çekilir. Böylelikle bu sav dilden dile aktarılır.
(Araba Devrilmeden Önce- Yazarı Turan Güneş, Türk Demokrasisinin Analizi – Anılar- Prof. Dr. Turan Güneş-Yazar Hurşit Güneş)
Ülke bir kez akıl ve sorgu yetisini yitirdi mi, artık sağlıklı ve sorgulayıcı düşünme mümkün olmaz.
Kurtuluş Savaşı kahramanı İsmet İnönü’nün asker kaçağı olduğu yolundaki saçma bir sav, kimi çevrede gerçek sanılmış, seçim sürecinde taraftar bulmuştur. Turan Güneş şöyle anlatıyor:
“Kandıra’da bizim Yuvacık köyü vardır. O köyde Demokrat Hasan diye ağzı laf yapan bir Demokrat var. Yukarıdaki sözü yineleyip duran Hasan’a seslendim:
“Yav Hasan, koca İsmet Paşa asker kaçağı olur mu?’ dedim…
“Valla Turan Bey, bizim köy Rum çeteleri ile doluydu, bizi bunlardan İsmet Paşa kurtardı savaşta… Ama bizim parti öyle dedi, bugünkü ortamda İsmet Paşa asker kaçağı demek bizim işimize geliyor.
Başka konuya gerek bile kalmıyor, doğrudan ona asker kaçağı diyorum.”
Aradan 70 yıl geçmiş… Değişen çok bir şey yok…
Bugün de siyasetçiler, “Avrupa bizi kıskanıyor”, “kimse bizi çekemiyor”, “en ileri demokrat biziz”, “dünyanın en özgür ülkesiyiz”, “İsmet Paşa camileri ahır yaptı”, “Atatürk namaz kılanı, ezan okuyanı idam etti”, “Lozan’da 2 milyon km2 toprağı 780 bine düşürdü” gibi yüzlerce sözle oy almaya çalışıyor, hâlâ da başarılı oluyorlar.
Atatürk, İnönü, Cumhuriyet düşmanlarının kum torbası. Bugünkü geriye gidişi, sorunları gizlemek ve halka yaranmak isteyenler, Cumhuriyeti kuranları ve temel değerleri acımasızca ve kinle yok edip duruyorlar…
Her ne denli ülkede çağ atlama, cihan devleti olma, dünyayı titretme, ekonomisini düzeltme, dış borcunu kapatma, dış politikada dik durma, ileri demokrasi gibi somut gerçekliğin dışına çıkmış pespembe düşlerle yaşasak da bunun gerçek olmadığını hemen herkes biliyor.
Gerçek olan şudur: 2002’den beri ülkeyi yöneten güç artık hiçbir şeyi yönetemez durumda. Ancak görünüyor ki, ülkeyi yönetme olanağını kesinlikle bırakmayacak, iktidardan vazgeçmeyecektir.
Bir süredir de halkı, baskıyla, yurt dışı ve içinde hamasete dönük propagandayla, radyo, gazete ve TV’lerle, hatta saçma senaryolu tarihsel dizilerle etkileme peşinde.
Yine herkes biliyor ki 2015, 2016 bizim için korkunç ve üzücü yıllar oldu. Ortadoğu toplumları gibi her an her yerde kanlı olaylarla karşılaştık. Olağanüstü dönemler gibi, Elazığ’da bile tüm kamu kuruluşlarının duvarlarına, önlerine beton bloklar çekildi, aramalar, denetimler, yollarda kimlik incelemeleri sıklaştı. Dışarı çıkmaktan korkar olduk.
Karşıt düşüncelere dayançsızlık (tahammülsüzlük), basın üzerinde sürekli artan baskı, olağanüstü yönetim uygulamaları, iş kazaları, can kayıplarına yol açan maden kazaları, kadın cinayetleri, çocuklara yönelik tecavüz olayları, İstanbul ormanlarından, meralara, Trabzon ormanlık bölgesinden, Artvin’e, Karadeniz yaylalarından, Güneydoğuda Hasankeyf’e, oradan adalara, kıyılara dek ülkenin tüm doğal kaynaklarının ve yeşil alanlarının acımadan hedef alındığına yönelik haberler ülkenin olağan gündemi biçimine gelmeye başladı.
Sistemli, bilinçli yıkımlarla, gerilimi artırarak toplumun kutuplaştırılması, halkın ortak değerlerinin ve kimyasının, sorgulama yeteneğinin ve eleştirel düşünme yetilerinin ortadan kaldırılması artık tek amaç.
2017 üzerine öngörüm de gidişin olumlu olmayacağı yönünde. Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin büyük bölümü yıkıldı, kalan, direnen değerler için de yıkım ve parçalama çalışması sürecektir.
Eğitimsizlik, bilgi, akıl ve değer düşmanlığı sürdükçe de, toplum hafızası silinecek, belli düşünceler aşılanarak melez bir Ortadoğu toplumu kurulmaya çalışılacağı açık.
Ne yazık ki, tüm değerleri silinmiş ve sarsılmış bir ülkenin tek çıkar yolu olarak da “Sistem Değişikliği” dışında bir seçenek sunulmamaktadır.
Toplumun yok edilen hafızasının yerine Türk tarihi ve kültürü ile ilgisiz, çok ayrı melez Ortadoğu eksenli yapay değerler ve tarih anlayışından doğacak bir toplum yaratılması girişimi kesinlikle sürdürülecektir.
Siyasal güç, 2017’de de gündemi belirleyecek, toplumu dönüştürmenin son adımını halk oylaması ile gerçekleştirecektir.
Olumsuz öngörümün gerçekleşmesi için 1 ay gibi bir süre var. Kısaca ekonomik, siyasal, toplumsal, vs. hiçbir sorunu çözemeyen siyasal gücün bundan sonra biriken sorunları çözmesi artık hiç olası olmasa da, tüm yoğunluğuyla toplumu istedikleri kıvama dönüştürmenin son taşları döşenecektir.
Bu da bireysel özgürlüklere izin verilmeyeceği, bireysel hak ve özgürlüklerin yok edileceği ve bireyin yaşamının tüm alanlarının siyasal gücün eline ya da insafına bırakılacağı zor bir döneme gireceğimizi gösteriyor.
Pir Sultan Abdal’ın “Bozuk düzende sağlam çark olmaz” sözünü anımsatmak isterim.
Yaşamın her alanına kötülüğün, nefretin, şiddetin, hoşgörüsüzlüğün egemen olduğu bir ortamda ne sanat ne bilim, ne sağlık, ne eğitim, ne de iyi davranışlar kalır, öyle de oldu…
Bu bakımdan, huzur, mutluluk, güvenlik, dış politika, eğitim, adalet, iç barış gibi konuların var olan siyasal kimliklerle çözülebilmesi konusunda umutlu olmak ya da olumlu gelişmeler beklemek olanaksızdır.
Saygılarımla.
Cem BAYINDIR
14.03.2017
Yorum bırakın