Ağın Karamağara köprüsünün 3 yıl sonra yeniden coşkuyla açılması üzerine eski günlerimiz geldi aklıma.
Bunlardan önce yani 2002 öncesinde neler yaşadığımızı şimdiki gençler bilmez. Biraz anlatmak istiyorum…
2002’den önce, Keban’dan Elazığ’a dershaneye eşek sırtında giderken çok zorlanır, fayton bulmak lüks iş olduğundan düşlerimizde bile faytona binmeyi göremezdik.
Zaten Elazığ Keban arasında 2002 yılında yol yoktu, dağlardan tırmanarak giderdik.
Keban Barajını da 2002’den sonra bunlar yaptı, tüm Kebanlıların dedelerinin, babalarının emekli olduğu Etibank’ı da 2002’den sonra bunlar kurdu, çünkü bunlar gelene kadar Lozan’ın gizli maddelerine göre Keban madenlerimiz de gavurların elindeydi, şimdi bunlar sayesinde Etibank hâlâ Kebanlıların elinde full çalışıyor.
Keban’da Türkiye Elektrik Kurumunu bunların açtığı 2002’den önce bırakın elektrik üretmeyi, mum ışığında ders çalışırken bunlar geldi de elektriği görmüş olduk.
O zamanlar TEK küçücük bir işletme müdürlüğü iken bunların sayesinde grup müdürlüğü oldu. O zamanlar insanlar taşeron elinde asgari ücrete talim ederken bunların sayesinde bugün işçilerimiz milyarları, bolluğu görüyor.
DSİ de Keban’a bunlar sayesinde gelmişti, onlardan önce su, baraj, balık, Fırat nedir bilmezdik, bunlar sayesinde bugün Keban ‘da yüzlerce, binlerce kişi ekmek yemekte.
Bir tarafım Ağınlı olduğundan Keban’dan Ağın’a yüzerek gitmek kadar zor bir iş olamazdı. Babam bizleri sırtında yüzerek geçirirdi 2002 öncesinde. Tahta kayıkla Ağın’a gitmek de 3 gün sürerdi. Feribotu bunlar sayesinde gördük.
Fırat üzerindeki şimdiki barajın bulunduğu yerdeki köprüyü de 1937 yılında bunlar açtı da karşıya geçebildik. Yoksa Nimri, Bayındır, Yahyalı, Denizli Köylerinde yaşayanların Keban tarafına geçmeleri mümkün değildi. Bunların hepsi 2002 yılından sonra oldu da tüm köyler birbirimize kavuştuk.
Üniversiteyi kazandığım 1988 yılında Elazığ’dan Ankara’ya kara trenle gitmek 3 ay sürmüş ve sömestr tatiline bir kaç gün kala ancak okula varabilmiştim. Treni, elektrikli treni, metroyu bunlar yaptı bunlar getirdi hep.
2002’de Türkiye’de 3 tane üniversite vardı. İstanbul, İzmir ve Ankara’da. Elazığ’a üniversiteyi bunlar açtı. Fırat Üniversitesini bunlar getirmese hepimiz cahil kalacaktık, hiç kimse okuyamayacaktı.
Artık köylerde bile Oxford, MIT, Paris-Sorbonne, Harvard derecesinde eğitim kurumu üniversiteler var. Her yer profesör, bilim insanı doldu. Neredeyse tarlalarımız bilim adamı yetiştirmeye başladı.
2002’de bunlar geldi, her kasabada eğitimde süper kalitede üniversiteler açıldı. Artık İbrahim Tatlıses “Okusfort vardı da biz mi okumadık” demiyor, Urfa konservatuvarı yüzlerce sanatçı yetiştiriyor.
İşte, tüm dünya artık bizi bu nedenlerle hayranlıkla izliyor.
Eskiden hiç yerli otomobilimiz, yerli uçağımız, yerli uzay aracımız yoktu. Gavurların bize kakaladığı Mercedes, Range Rover, Opel, Renault, Ford gibi dandik otomobillere biniyorduk.
Şimdi yerli otomobiller ile duble yollarda keyif çatar hale geldiysek bunların sayesinde.
(Bu arada yerli otomobilde ilk girişimcimiz ve öncü sayın ve saygıdeğer işadamı, Türkiye’nin ilk yerli otomobili olan İmza’yı üreten Fadıl Akgündüz’ü saygıyla anmamak olmaz.)
Artık Alman ekonomisi darbe üstüne darbe yiyor, o telaşta, bizimle nasıl mücadele edeceğini bilemiyor adamlar. Geçen hafta ülkemize gelen Angela Merkel’in yüzündeki yenilmiş, çökmüş tavrı, 3. havaalanı şokundan sonra Alman otomotiv endüstrisini de krize soktuğumuzu kanıtlıyor.
Artık her yer havaalanı doldu, yerli uçaklarımız göklerde, hep bunlar yaptı. 2002’den önce İstanbul’da sadece 2 tanecik havaalanı vardı, inanabiliyor musunuz ve sadece 2 tane de boğaz köprüsü!
Bunlar gelince İstanbul havaalanı ve köprü doldu. Her yer havaalanı, her yer köprü. Sırf İstanbul’a yapılan 3. havaalanı için Keban’da köyümde son seçimde bunlara oy verdim.
Bunlardan önce haberleşme teleks ileydi, 2002’den önce doğru düzgün cep telefonu yoktu, şimdi hepsi akıllı, parmakla çalışan türde yani dokunmatik oldu. Facebooka bile cepten girer olduk Allah razı olsun resmen hayatımız değişti resmen!
Dış politikamız rezil haldeydi. O zamanlar bize her dakika efelenen İsrail, Rusya, Almanya, ABD falan şimdi emrimizden dışarı çıkmıyor. Her gün randevu istiyor, davet ediyorlar ama pek yüz vermiyoruz şımarmasınlar diye…
Şimdi külliyeleri, binlerce odayı gören, o fakir, ekonomisi bitik kıskanç Batı çıldırıyor, her geçen gün daha çok bizi kıskanıyor.
Eskiden, terör vardı, patlamalar vardı, ülkede vesayet vardı, paralel devlet vardı. 2002’de bunlar geldi de hepten kurtulduk bu belalardan.
Eskiden olağanüstü hal filan olurdu, hiç kimse köyüne gidemez, düşüncesini açıklayamaz, eleştiri yapamaz, gazetelerde bir şey yazamazdı, 1402 diye bir yasadan üniversitelerden hocalar atılırdı. Şimdi bunlar sayesinde dünyanın en özgür günlerini yaşıyor memleket…
Yine bunlardan önce hiç kimsenin evi yoktu. Örneğin biz Keban’da bahçemizdeki mağarada yaşardık. Artık 2002’de yerleşik hayata geçtik. Toki’ler coştu, yaylak, kışlak gezmekten kurtulduk.
Keban’da okul yoktu, Kallar Mahallesi Şemsi Efendi mektebinde eğitim gördük biz, öğretmen yoktu, müdür yoktu. Şimdi evrensel bilime inanmış, çağdaş bilgilerle donatılmış eğitimcilerle dolu okullar..
Bunların eğitimcileri facebook-twitter paylaşımları ile bizi her an engin bilgilerle donatıyorlar….
Artık Keban’da her yer Galatasaray Lisesi, Kabataş Lisesi, Vefa Lisesi, St. Joseph Lisesi ve de ücretsiz…. Şimdiki çocuklar bu eğitimcilerle ne şanslı…
2002’den önce pantolon, gömlek, kazak yoktu, ayakkabı yoktu, muz, peynir, çikolata yoktu. Tüpü, sigarayı, ekmeği karneyle alırdık.
Keban’da hiç cami yoktu, ibadet edemezdik. Chp zihniyeti tüm camileri ahıra, kilere döndürmüştü. Allah’tan 1794’te Yusuf Ziya Paşa camiisini bunlar inşa ettiler de neyse ki 15 senedir dinimizi camide yaşayabiliyoruz.
Allah razı olsun.
Şimdi bu yazdıklarıma “Hayır” diyebilir miyiz? 🙂
Cem BAYINDIR
21.02.2017
(Ekşi Sözlük ışığında yazılmış olup Keban kurşun madeni düzeyinde ironi içerir. 🙂 )
Yorum bırakın