İNSANIMIZ VE HOŞGÖRÜ

İNSANIMIZ VE HOŞGÖRÜ

“Sen sana ne sanırsan
Ayruğa da onu san
Dört kitabın manası
Budur işte var ise”
Yunus Emre (13.yy)

Ortadoğu toplumlarının ve İran’ın din anlayışı; toplumsal yaşam ve kadının toplum içindeki yeri, akla ve bilgiye değer vermesi, temizlik, kültürel doku, konukseverlik, öteki inançlara saygı ve en önemlisi vicdanlı olmak gibi eski Türk ve Anadolu gelenekleriyle harmanlanmış bu toprakların inanç anlayışıyla çok ayrıklık içerir. Belirttiğimiz gibi bizim din anlayışımız bağnazlıktan uzaktır, kişinin vicdanı da tıpkı dinsel bir değer gibi önem taşır.

Örneğin bu dinsel görüşün en önemli adlarından, Ahmed Yesevi, izdeşleri (müritleri) yoluyla Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunmuş bir öğretmendir. Kaynaklarda “dar-ı çeç üstünde namazını kılan” diye betimlenir.

Söylenceye (efsane) göre Yesevi, izdeşlerine onay (icazet) verip de yollamadan önce bir sınav (imtihan) yaparmış. Bu sınav dar-ı çeç (Arpa, buğday gibi toplanıp yığılmış tahıl) üstünde namaz kılmayı gerektirirmiş.

Bu sınavı kazanan öğrenciler, havaya attıkları tahılları boşlukta namazlık (seccade) biçiminde durdururlar, üstünde namazlarını kılarlarmış. Sonra da Anadolu’ya gönderilirlermiş.

Yesevi’nin ölümünden sonra Hacı Bektaş Veli de Anadolu Türklüğünün kuruluş dönemindeki insancıllığa, hoşgörüye, evrenselliğe rehber olmuş bir ermiştir.

Söylence bu ya, Hacı Bektaş bir güvercin kılığına girer ve Horasan’dan Anadolu’ya uçar. Günler sonra Suluca Karahöyük yanlarına(tarafına) gelir. Orada oturmakta olan kadınlı erkekli bir kümenin (grubun) üzerinden uçar. Kadınlardan biri, “Üstümüzden bir er geçti” der. Başlarının üstünde uçan güvercini görürler. Bunun üzerine Karadonlu Can Baba adında biri hemen bir şahin olur ve göğe fırlar. Güvercin yere doğru kaçar, şahin de arkasından dalış yapar. Güvercin tam ele geçmek üzereyken silkinir, insan olur ve şahini boğazından yakalar.

Söylenceye göre, şahin: “İnsan insana zulmeder mi?” diye sorar. Hacı Bektaş Veli’nin ona verdiği yanıt söylencenin amacını açıklar niteliktedir:

“Ben Anadolu’ya gelirken, bulabildiğim en masum canlının kılığına girdim. Güvercinden daha masumunu bulsaydım o kılığa girerdim. Zulmeden şahin midir, güvercin mi, sen mi, ben mi” der Hacı Bektaş Veli.

Bunun üzerine Suluca Karahöyük’teki köy Hacı Bektaş’ın büyükIüğüne inanır ve ona bağlanır. Hacı Bektaş Veli de tekkesini (dergâh) o yörede kurar.

Hacı Bektaş, Ahi Evran ve Şeyh Edebali Anadolu Türklüğünün gerçek ruhunu ve bir imparatorluğa dönüşen temel felsefesini oluşturmuşlardır.

Bu ülke üzerindeki tüm kıyımlar, kardeş kavgaları Ortadoğu’dan yayılan tekfirci düşünce (kendi gibi olmayan herkesi dinsiz, zındık görme anlayışı) ve Cahiliye dönemi Arap geleneklerinin, bu topraklara din diye yansıtılmasından kaynaklanmıştır.

Şeyh Bedreddin, Mevlana Celaleddin, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Nesimi gibi ozanlar, bilginler; yine Osman Bey, Fatih Sultan Mehmet, Yıldırım Bayezid, Murat Hüdavendigar gibi padişahlar da bu hoşgörünün, bu inanç felsefesinin bilinen adlarıdır.

Bilinmelidir ki, kıtalara yayılan fetihleri yapan ve bir dünya (cihan) imparatorluğunun doğmasına yol açan etken, kılıç ve bilek gücü kadar, bu adların yaydığı, taşıdığı, kültürel ve insansal düşüncedir.

Cem BAYINDIR
03 Ocak 2017

Kaynak :
1- Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk -Kuran’daki İslam,

2- Ömer Zülfü Livaneli-Princeton Üniversitesi 2001 Anadolu konferansı

3- İlhan Selçuk-Cumhuriyet gazetesi 08.06.1998

4- Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı-Osmanlı Tarihi

5- Prof. Dr. Cemal Kafadar -Osmanlı Kuruluş, Toplum-Devlet

6- Ord. Prof. Dr. Halil İnalcık-Kuruluş Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak, Devleti Aliye 1. Cilt.

7- Kemal Tahir-Devlet Ana 1996 yılı, Tekin Yayınevi

Şuna bir yanıt: “İNSANIMIZ VE HOŞGÖRÜ”

Yorum bırakın