GÜNCEL DEĞİNMELER/ 11 Ekim 2016
-Şu dünyada üç beş arşın bezin var
Tüm bedesten senin olsa ne fayda-
(Kul Himmet)
İki gün önce 15 kardeşimizi daha şehit verdik. Biri de Elazığlı olan kahraman şehitlerimize sonsuz rahmet diliyorum. Dün siyasal gücün temsilcileri terörü kargıma (telin) ve ilenç (beddua) ile görevlerini savdılar….
Aslında, teröre ilenç (beddua) ve kargımayı (lanetleme) biz yurttaşlarımızın etmesi, siyasal gücün de sızlanmadan teröre çözüm bulması ve milletimizi mutlu ve huzurlu etmesi gerekirken, bizde 15 yıldır böyle olmuyor. Siyasal güç, her terör saldırısında sorumluluk hep başkasındaymış gibi davranıyor.
1988 yılında Ankara Üniversitesindeki Ergün Özbudun, Mümtaz Soysal, Oya Araslı gibi anayasa hukuku hocalarımız, demokrasi ile yönetilen ülkelerde seçimleri anlatır, halkın yeğlemelerinin (tercihlerinin) 4-5 yılda bir değişebileceğini, 4-5 yıl sonra bir partinin gidip, ötekinin gelebileceğini, ya da birkaç partinin birlikte ülkeyi yönetebileceğinden söz ederler, sık sık bu konuda kitaplarından, dünya anayasalarından örnekler verirlerdi.
Seçim gibi, ülkeyi yönetmeye bir süreliğine istekli (talip) olma gibi sıradan işleri ölüm kalım sorununa dönüştüren, her seçimi “bizler ve ötekiler”, “hak ile batıl” savaşımına (mücadelesine) çeviren bu siyasetin dünyada örneği yalnızca Ortadoğu ülkelerinde olabilir.
Öncelikle, siyasal gücün seçim sonucu ile, belli bir süre yönetim hakkını aldığı gerçek demokrasilerde, %100 oy bile alınsa, anayasaya, hukuka, yasaya uymak, canının istediği gibi, isteğe bağlı (keyfi) yönetim sergileyememek birincil koşuldur.
Yasal sınırlar içinde kalma zorunluluğu, kuşkusuz, çoğunluk oyu (%40-45) alınca, kendinde sınırsızca herşeyi söyleme/yapabilme hakkını gören, tüm ülkeyi baştan sona istediği gibi (keyfince) tasarlayan, ülkede kurcalanmadık cumhuriyet değeri, kurum, yasa, yönetmelik bırakmayan siyaset tarihimizdeki tüm iktidarlar için geçerlidir.
Seçim sonuçlarıyla başa geldiklerini, seçimle de bir gün gidebileceklerini, her türlü sonuca saygı göstereceklerini bilmeleri gerekirken 7 Haziran 2015’te halkın seçim istencinin (iradesinin) nasıl kabullenilmediğini, “kazanana dek seçim” görüşünün bize nasıl benimsetildiğini hepimiz gördük.
Aynı yaklaşım ile hedef 2023, hedef 2073 gibi uzak gelecekte de bu ülkenin başında olacaklarını, sanki hiç gitmeyeceklerini, sonsuza dek ulustan(milletten), sonsuz ve sınırsız açık çek aldıklarını sanıyorlar.
Öteki Siyasal Partiler:
Aslında bu koşullarda, halkın çoğunluğunun seçenek olarak görüp yönelmesi, denemek için şans vermesi gerekirken atılım yapamayan birikmiş sorunları süren anamuhalefetin seçmene umut vermediğini söyleyebiliriz. Yöneticileri kendilerini yanlış tanıtma, tanıtamama konularında yarış yapar gibiler.
Bir sözümüz de öteki muhalefet partisine: Bugünkü siyasal gücün geçmişte bağlaşma (ittifak) yaptığı kimler varsa, siyasal güççe işleri bitene dek sömürülmüş, ardından büyük zarar görmüşlerdir.
Milliyetçi kökenli bir partinin yöneticilerinin kendilerine kutuplar derecesinde uzak, hatta “milliyetçiliği ayaklar altına alacağız” söylemli bir iktidarın her eylemini/işini (tasarrufunu) desteklemesinin altında yatan neden iktidar olmayı istememesidir.
Önce, 7 Haziran 2015 gecesi seçim sonuçlarını yanlış okuduğunu gösteren konuşması ile başlayan, meclis başkanlığı seçimindeki siyasal gücün “İsmet Yılmaz” adlı adayının seçilmesini sağlaması ile süren yanlış adımlar ve bugün de tümüyle siyasal güçle yapılmış edimsel (fiili) birleşme nedeniyle, köklü (kadim) milliyetçi seçmeninde oluşan düş kırıklığı artarak sürüyor. Bundan bir partinin kazançlı çıkması olası değildir.
Ekonomik Alanda:
Bugünkü siyasal gücün içe dönük “dünyanın en çok büyüyen ülkesiyiz”, “enerji sektöründe Çin’den sonra ikinciyiz”, “Dünyanın en geniş köprüsünü yaptık”, “Dünyanın en büyük havaalanı bizim”, “Dünya bizi kıskanıyor” gibi yapı işlerini (inşaat yapmayı) büyüklük olarak gören ve anlatan ya da sanan bir yaymaca (propaganda) biçimi var.
Sanki Cumhuriyet döneminde yapılan ekonomik anlamda büyük binlerce iş hiç yapılmamış gibi davranıyorlar.
Oysa benim küçücük ilçem olan Keban’da bile dünyanın en büyük barajlarından birisi bundan 50 yıl önce yapılmıştı. Etibank gibi dünyanın en büyük maden konulu Kamu İktisadi Teşebbüsü 100 yıldır var. DSİ ve TEK gibi dünyanın en büyük kurumları bugünün siyasetçileri daha analarından doğmamışlarken vardı. Üstelik tüm bu kurumlar Keban gibi sıradan bir ilçede bile bulunuyorlardı.
Şimdi ise, iç ve dış borcun 900 milyar dolar olduğu, ekonominin başkasının parasıyla ayakta kalabildiği, tüm ekonomik devlet işletmelerinin satıldığı ya da özelleştirildiği, bankaların tümünün yabancılara verildiği, merkez bankasının bile %45 hissesinin yabancılarda olduğu acı gerçeğini; adaletin, eğitimin, sporun, sanat ve kültürün, bilimin, iç ve dış politikanın, toplumsal yaşamın, en önemli kurumların, can ve mal güvenliğimizin bugünkü durumunu görüyorsunuz.
Sonuç:
Başlangıcı olan her şeyin sonu vardır. Bu hem bilimsel hem de dinsel bir kuraldır. Bu bakımdan hiçbir yönetim sonsuza dek sürmez, süremez. Hele de bugünkü gibi ülkedeki tüm kötü işleri başkalarına yükleyip, karayolu, köprü, dere üzerlerinde baraj yapmakla, gazete ve televizyonları tek ses biçimine getirmekle, yasalarındaki gösteri, toplumsal tepki ve bireysel yakınmalara ilişkin hakları kısmakla yani kaba güçle ülkeyi yönetmek demokrasi olmadığı gibi huzura, gönence (refaha), toplumsal birlikteliğe gidebilecek bir çözüm türü değildir.
Çözüm, seçimle gelenin seçimle gideceğini bilmek, adaleti, huzuru, milletin can güvenliğini, iyiliği, hoşgörüyü, ölçülü davranmayı, iyi davranışları (ahlakı) egemen kılmaktır….
Saygılarımla….
Cem BAYINDIR
10.10.2016
Yorum bırakın