YUSUF ZİYA PAŞA’YA TARİH DÜŞÜRME (EBCED HESABI) ÖRNEKLERİ
Bu sayıda Keban’daki önemli Osmanlı yapılarından biri olan kültür varlığımız Yusuf Ziya Paşa Camisine adını veren Osmanlı devlet adamı ve sadrazam Yusuf Ziya Paşa ile ilgili tarih düşürme (ebced hesabı) örneklerinden söz edeceğiz. Çalışma, çok sevdiğim Rahmetli Amcam Ahmet Bayındır’ın olup, özenle hazırlanmış ve bu konudaki ilk çalışmalardandır.
YUSUF ZİYA PAŞA’YA TARİH DÜŞÜRMEK
Türk-İslâm kültüründe farklı bir yeri olan ‘Ebced’ hesabı ve tarih düşürme, kültür tarihimizle ilgilenen herkesin ilgisi çeker. Zira, atalarımızdan bize miras kalan cami, çeşme, köprü, kütüphane, şadırvan, kışla, mezar taşı ve benzer kültür ürünlerimizde ebced hesabıyla tarih düşürmelere çokça rastlanır. Bu düşümler sadece birer dil şaheseri olmakla kalmaz, aynı zamanda tarih yazma işlevini de yerine getirirler. Bu sanatsal ustalığın görünürdeki kolaylığına karşın; son derece karışık, muammalı ve çözümlenemez dil ve söz oyunlarına dönüştüğüne her yerde tanık olunur. Okunup çözümlenmelerinde, iyi bir Divân Edebiyatı bilgisi yanında, konuya ilişkin özel bilgilerin gerekliliği ortadadır.
Keban’daki Yusuf Ziya Paşa Camisinde de, tarih düşürmenin ilginç örneklerini görmekteyiz. Bu caminin mimari özgünlüğü gibi, kitabelerdeki hat örnekleri ve bu kitabelerin şiir değeri de Türk sanatı açısından son derece önemlidir. Bu oluşumda; devrin özellikleri, Yusuf Ziya Paşa’nın şairliği ve tarih düşürmede zirve isim Sururî’nin varlığı önemli etkenlerdir. Yusuf Ziya Paşa Camii kitabelerine dair ayrıntılı ve kapsamlı; şairleri saptama, vezinleme, ebced çözümlemeleri ve sanatsal yorumlamalara özellikle ihtiyaç vardır. Sait Bilgin üstadın “ DÜNDEN BUGÜNE KEBAN” isimli eseri bizlere bu konuda yol gösterecek temel kılavuz olmalıdır. Bu ihtiyacı saptadıktan sonra, tarihe düşen Yusuf Ziya Paşa’ya düşürülen Tarihlerden bazılarına dair bir şeyler söyleyelim:
ÖRNEKLER:
1- “ Nokta sığmaz hâsılı Tayyâr bu târîhe hiç ;
Nûrdur Yûsuf Ziyâ Pâşâ ki virdi sadra fer. ”
1213 (Tayyar Paşa ) – Divân, 16a
Şair, Ziyâ’ kelimesinin çok anlamlılığından yararlanarak; Paşa’nın: Sadrazamlığı da aydınlatacağını söylüyor. Ayrıca dolu bir tarihe, küçücük bir noktanın dahi sığmayacağını, noktaya/hitama yer bulunamayacağını vurguluyor. Fakat konumuz açısından asıl önemlisi; son mısradaki tarih düşürmede, sadece noktasız harflerin hesaba katılması ihtarını yapıyor.
(Noktasız harflerin değerleri toplamı da 1213 etmektedir. Bulunan hicrî yılın karşılığı, milâdî 1798/1799 olabilir. Ancak Yusuf Ziya Paşa’nın sadrazamlık başlangıcı ay ve gün olarak bilindiğinden (18 Rebî’ül-evvel / 1213) bu tarih milâdî 1798 demektir.)
2- “ Dil-i kân reşkle kopduktda didim târihin :
Aldı mührî keremin ma’deni Yûsuf Pâşâ ”
1214 – 1 = 1213 (Sururî)
Şair, Yusuf Ziya Paşa’nın sadrazamlık mührünü alışını memnuniyetiyle söylerekten, O’nun maden eminliğine de atıf yapılıyor. Ayrıca üst mısranın ‘Dil-i Kân’ tamlamasından sökülecek olan elif harfini işaretliyor. ‘Kân’ kelimesi, ‘maden kuyusu’ anlamına da geldiğinden, madenden (Keban’dan) çekilip alınan bir sadrazam benzetmesi, katmerli anlamlarla vurgulanıyor. Teknik olarak, son mısranın harf değerleri toplamından elif harfinin değerini çıkaracağız demektir.
3-“ Mührine lâyık cevheri ma’dende buldı Pâdişah”
- (Sururî)
Sadrazamlığa yakışır değerin, madende (Keban’da) padişahça bulunduğu söyleniyor. Tam tarihtir. Noktaların veya artırıp eksiltmelerin hesaplama geçerliliği yoktur. Son mısradaki harflerin sayı değerlerinin toplamı da 1213 (1789)’ü vermektedir.
4- “ ‘Âlemi emrine râm eyledi Yusûf Pâşâ”
1213 (Sururî)
Sadrazamlıkla, Yusuf Pâşâ’nın artık söz sahibi olduğu, herkesi kendine bağladığı söyleniyor. Özel hesaplaması olmayan tam tarihtir.
5- “ Aldı mühri Âsaf-ı Yûsuf –likâ-yı Şeh Selim.
1213 (Sururî)
Sadrazamlıkla Yusuf Paşa’nın 3. Selim’e yaklaştığı söyleniyor. Bu benzetmedeki vezir Âsaf sıradan bir vezir değil, Hz.Süleyman’nın veziridir. Tam tarihtir. Bu mısranın harf değerleri toplamı 1213’ü (1789) vermektedir.
Ayrıca babamın dayısının kızı, akrabam Sadiye Akturan teyzemizin vefatından dolayı kendisine Allah’tan rahmet, çocuklarına da başsağlığı diliyorum.
Yine, yazımı yazarken, Denizli Köyünden Abdullah Uçar Ağabeyimin de vefat haberini öğrendim. Bu değerli, ağırbaşlı, iyi yürekli, düzgün insana da sonsuz rahmet diliyorum…
Bu sayıda fotoğraf bölümünde 1978 yılından Keban Hükûmet Meydanında çekilmiş ve tümü tanıdık yüzler olan bir fotoğraf var. Fotoğraftaki büyüklerimizden, yaşayanlara uzun ömürler, vefat edenlere de rahmet diliyorum. Saygılarımla…
CEM BAYINDIR / 11 TEMMUZ 2015

Yorum bırakın