KEBANLI AİLELER

Keban

                        Bu haftaki yazımın içinde geçen kişilerin, bugünün Kebanlılarına bir masal bir düş gibi geleceğini çok iyi biliyorum. Ama ben bu masalın ya da düşün içinde kısa bir zaman yaşadım. Aslında hiç de uzak olmayan bir geçmişin varlıkları, şimdilerde yaşamlarını yitirmiş, beynimizin karışık anılarında yitmeye ve silinmeye yüz tutmuş ve silik birer anı olarak kalmış durumda. Benim çocukluğumun geçtiği bu düş ya da masalın içinde, prensler, padişahlar, peri kızları, uçan halı ve büyük devler değil, gerçek yaşamlardandan ve daha dünden 1950 ve 1960’lı yılların sonlarından, 1970’lere pek azı da 1980’lere uzamış ve çocukluğumun renkli dünyasına akmış, bu düşsel ve önemli kişiliklerinden söz edeceğim. Belirttiğim gibi, bu insanlardan büyük çoğunluğunu az da olsa anımsıyorum. Kimimizin dedesi, kimimizin babası, kimimizin kardeşi, amcası olan ve yüreğimizin en başköşesinde oturması gereken bu insanlar şimdi Keban’da yaşayanların unutmaması gereken ayrılmaz parçalarımız kalmalıdır.

                        Bu kişiler, yokluk, yoksulluk içinden, savaş yıllarından, yalnızlıktan gelseler de, hepsinin az çok hatalarının, eksiklerinin olduğunu biliyor olsak da, tümü, soylu davranışları olan, coşkulu, namuslu, dürüst yaşamayı bilen, yürekleri zengin ve Keban’a bağlı kişilerdi.

                        Aslında, bu Kebanlı kişilerin her birinin renkli ve özgün yaşamları için sayfalar dolusu yazı yazılabilse de, şimdilik ancak adlarından söz etmemiz ve unutmamamız bile önem taşımakta. İsim ya da ailelerinin bilinen sanlarıyla ilk anda aklıma gelenler kimler mi;

                        Şimdilerde eski güzelliğini yitirmiş, bahçesine giren çocukları yine çocuklarla ama zarar vermeden püskürten Mübaşir Mustafa (Mustafa Celayir), 1. Dünya Savaşının çavuşu Oruçoğlu Rıza (Rıza Oruç), ve Türkçe ezanı ilk okuyan hocalardan ve tüm ailesi aydın bireylerle dolu Gakkoş Mehmet (Mehmet Bilgin), Keban’ın en sinirli ama en dürüst kişilerinden ve soylu bir duruşla çarşıdaki görünüşü gözümün önünden hiç silinmeyen ve sevgili arkadaşım Ahmet Özcan’ın dedesi Dirro Mehmet (Mehmet Özcan), dedemin sık sık, eşşiz klarnetini dinlemem için elimden tutup evine götürdüğü büyük müzisyen bir ailenin reisi Kalaycı Kadir (Kadir Kılbaş), kendisi ve çocukları yıllarca belediye başkanlığı yapmış olan en eski Kebanlılardan İzzet Turan, sineması uzun yıllar hizmet veren yine en eski Kebanlılardan olan Saim Turan ve daha yeni yitirdiğimiz, gençliğinde yakışıklılığı ile san yapmış ve okkalı ve güçlü sözlerle konuşan Halise Mehmet (Mehmet Şener), engin Osmanlı kültürü ile günün güç olanakları içinde birçok insana sağlık hizmeti vermiş Sıhhıyeci Mustafa (Mustafa Arıkan), Keban’ın ilk fotoğraf ustası İzmirli Mehmet (Mehmet Yılmaz), Eski Keban öykülerini dinlediğim ağırbaşlı Gardiyan Zihni (Zihni Uludağ), 110 yaşında ölen en eski komşularımızdan Fato Bacı (Fatma Yavuz), dedem Aloş Arif (Arif Bayındır), bu kişiler gibi Anişin Mustafa, Poto Ahmet (Ahmet Özbey), Demirci Rıza (Rıza Çelik), Mütevelli ve oğlu Vahap Demirel, Dadı Rıza (Rıza Oğuz), Kırıkçı Bekir ve Mustafa (Oğuz), Aslında Ağınlı olmakla birlikte ömrünü hep Keban’da geçirmiş ve ölmüş Mevlüt Çavuş, Sıhhıyeci Kadir (Kadir Erdem), Necip Tamer, Paşa Dayı (Mehmet Sait Şengez),  Nüfusçu İhsan (İhsan Erdem), Vasfiye Teyze (Vasfiye Bilgin), Tapu Katibigilden Ahmet Özmen, Marangoz Mustafa (Mustafa Yılmaz), Yahşigil ve oğulları Erdal (Ülger), Emine Hasangil ve oğulları(Hasan Özmen), Ali Kayagil ve oğulları, Holo Mehmet (Mehmet Doğan), Otto Arif, İsmaili Şarki (İsmail Demirel), Köle Hüseyin (Hüseyin Özdem), Murtaza Çavuş (Murtaza Kaya), Şemsettin Polat, Şoför Ali (Ali Çakmak), Başkan Mustafa ve İsmail (Mustafa ve İsmail Akturan), Şoför Hacı (Hacı Kaya), Ahmet Çavuş (Ahmet Seçkin) aklıma ilk gelenler.

                        Bu unutulmaz insanlarının yaşamlarının bir bölümünü, güzel anılarını görmemle birlikte, bir bölümünü de değerli ağabeyim ve gerçek bir Kebanlı olan Binbaşı Levent Bilgin’den, babamdan ve amcalarım Adil ve Ahmet Bayındır’dan dinledim. Biliyorum ki, daha adlarını anamadığım, anımsayamadığım birçok isim var. Öyle sanıyorum ki, söyleşilerimizde, adları geçtikçe hepimizde bir şeyler anımsatan, mutluluk veren bu kişileri unutmamamız gerekli. Keban’ın yeni yaşayanları olarak bizler, bu düş gibi masal gibi gelen bir ömürlük saltanat sürmüş bu eski Kebanlıların, bize anlatılmış bir Keban masalının içinde geçen uçan halılar, güçlü ve yakışıklı sultanlar, devler ve büyük hazineler kadar söylencesel olduğu kadar gerçek değerler de olduğunu bilmeliyiz ve bu adları yaşatmalıyız.  İlerleyen haftalarda size bu bana göre unutmamız gereken adların kişisel bilgilerini, yaşamlarından kesitleri ve Keban’ın o yıllarını içimizde duyabileceğimiz anı ve öykülerini de yazmaya çalışacağım.

                        Sizlere bu hafta Keban’ın 1930’lu yıllarda çekilmiş ve geçtiğimiz haftaki resme çok benzeyen bir başka resmini sunacağım.. Saygı ve sevgilerimi sunuyorum…            

Şuna bir yanıt: “KEBANLI AİLELER”

cemoka23 için bir cevap yazın Cevabı iptal et