SENİN CEMAZİYELAHİRİN MALUM OLDU!

                 SENİN CEMAZİYELAHİRİN MALUM OLDU!

Ahmet BAYINDIR

 

Bazı siyasilerimizin, meşhur ve maruf bir takım geleneksel söylem ve tabirleri, çok yaygın olarak, yerli yersiz ve çoğu zaman da anlam dışı kullandıkları görülüyor. Anlamı kapalı, yarı gizemli söylem ve tabirler şüphesiz siyasi yandaş ve taraftarlarda olumlu ve kalıcı etkiler yaratıyor olmalı. Kültürümüzü yaşatma ve yarınlara aktarma yönünden ise bu yaklaşım takdire şayandır. Ancak bunların; anlam, kapsam ve yöneldiği maksat acısından; söyleyenlerce de, anlaşılıp bilindiklerinden şüphe duymaktayız. Şimdi son aylarda kullanılan bazı tarihsel deyim ve tabirlerden birkaçına, geçmişteki anlam ve mahiyetleri açısından kısaca bir göz atalım:

A) “Ben onun cemaziyelevvelini bilirim!”: ‘Cemaziyelevvel ve Cemaziyelahir’ Ârabî ayların beşinci ve altıncısının adlarıdır. Araplar bu ayların isimlerini bizden biraz farklı kullanırlar, Cümâd-el-ûlâ, Cümâd-el-âhire şekilleri bu isimlerin Arapçadaki doğrusudur. Biz ise bu isimleri,  kendi hançeremize uygun bir şekle sokmuşuz.

Osmanlı’da, Sultan Abdülaziz döneminde; yeni idari yapılanmanın sonucu olarak oluşmuş, kâtipleri sınıfını görmekteyiz. Ancak bu sınıf, farklı unvandaki görevlilerden oluşan eşitliksiz geniş bir kütleyi kapsamaktadır. Mısır eşeğiyle daireye gelen, adına şarkılar bestelenen Başefendiyle; senelerce tek kuruş ücret alamadan, ‘mülâzemeten’ ifâ-yı hizmet eden yoksul hademeyi aynı kefeye koyup, aynı sınıftan saymak doğru bir tavır olmaz.

Konumuz bu ikinci guruptan, gariplerden birine dairdir. Anlattığımız bu dönemde, evrak bez torbalar içinde, tomar halinde saklanır ve yeşil boyalı bir tahta sandığa yerleştirilir; üzerlerine de kalın harflerle Arabî ay isimleri yazılırmış. İşte sözünü ettiğimiz garip ve fakir kâtiplerden biri, bu torbalardan birini aşırıp kendine don diktirmiş. İşte bu deyim, fakir kâtibin başına gelen vakadan kaynaklanıp, halk arasında yaygınlık kazanmış.

“Ben senin cemaziyelevvelini bilirim” sözü ne amaçla kullanılmalıdır? Devlet malını çalan, kamu malına el uzatanlar için kullanılmalıdır. Ayrıca söz konusu don olduğu için; suçun, foyan meydana döküldü, gizli kapaklı bir şeyin kalmadı anlamında da kullanılabilir. Bu sözün bugünkü anlamı; kaba bir tabirle: “Ben senin kıçındaki donun çalıntı devlet malı olduğunu bilirim” diye özetlenebilir.

B) “Edep yahu!”: Bu sözün lügat anlamları farklıdır, uzundur, dinî ve tasavvufi yönden geniş açıklamalar gerektirir. Halka veya Tanrı’ya sesleniş dahi olsa; insanları, edep ve iffete davet eder bir buyruk ve temennidir. Bu söz, özellikle tekkelerde ve halk evlerinde ve son zamanlara kadar da kahvehanelerde levha olarak çok görülürdü. Günümüzde bazı dini gurupların kendilerince; açık-saçık saydıkları resim, fotoğraf ve benzeri malzemeye bir müdahale yolu olarak da kendini göstermektedir: “ Edep Yahu! Ahlak tahribine son.”

Zamanında halkın gündelik yaşam alanlarında “Edep Yahu!” çokluk ve değer olarak dikkat çekerken; devlet dairelerinde ise başka bir buyurgan levha göze çarpardı: “Kulil hayr, felâ üsküt” yani; “Ya hayır söyle, yahut sus!” Bu söz dahi, dinsel kaynaklı olmasına karşın, idarenin elinde, halka karşı bir “susturma” silahına dönüşmüş oluyordu. Devlete duahan, padişaha kul, ümera ve ayanlara da uşak teminin yolu da anlaşılan bu sert uyarı ve buyruklardan geçmekteydi. Günümüzde; bazı siyasilerin “Bizi ya hayırla anın, yahut susun!” dilek ve istekleri de bu gelenekten geliyor olmalı.

 C) “İşitmedün mi yâ kin yâ din” – “Din ile kin bir yerde sığmaz”. Siyasilerimizden ve bazı gazetecilerimizden sürekli duyup işittiğimiz bir söz var. “Dindar ve kindar gençlik” yetiştirmek. Böyle bir sözü söylemek için kişinin gerçekten; hayata ve insanlığın büyük bir bölümüne düşman olması gerekir. Her din diğer dine karşı, kendi kinini ve öfkesini büyütürse vay dünyanın haline! Bizim coğrafyada barışın ve huzurun temin edilememesinin temel nedeni bu “kin” olmalı.

Yukarındaki söz pend-nâmeden alındı. Güvâhî; din ile kinin birlikte olamayacağını, bir kimsenin ya kindar veya dindar olabileceğine işaret ediyor. Ne demeli? Acaba bu gidişle, bizim siyasiler dinden mi, yoksa kinden mi vazgeçecekler?

Kaynakça:

1- Üç Nesil Üç Hayat, Refik Halid.

2- Pend-Nâme, Güvâhî. (Hz: M.Hengirmen)

Yorum bırakın